Vecdi’nin Muradı

0 6

   Sisin içinden güçlükle seçilen, sağlı sollu kâgir evlerin sıralı olduğu Arnavut kaldırımlı bir yol. Yolun sonunda zar zor görülen bir karaltı. Hafifçe kımıldanan bir karaltı. Yavaş yavaş ilerliyorum karaltıya doğru. İçimde korku ve merak yarış halinde. Ben ilerledikçe sis seyreliyor. Sis seyreldikçe karaltı ile aramdaki mesafe azalıyor. Duygu terazimde korku kefesine üç birim ağırlık daha koyuluyor. Nabzım seksen dokuzdan yüz bire çıkıyor. Burnumdan, sisten daha yoğun bir halde çıkan nefesim görüşümü bulanıklaştırıyor. Tak…tuk…Metalin taş ile buluşma sesi. Tak tuk tak tuk. Karaltı bana doğru yaklaşıyor. Tak tuk tak tuk tak tuk…Güm güm  güm güm…Yüz yirmi oldu…Tam karşımda duruyor. Göz göze geliyoruz. Bir süre öylece bakışıyoruz. Başını hızlıca arkaya doğru çeviriyor. Simsiyah saçları sağa sola savruluyor başını çevirirken. İki kez yineliyor bu hareketi. Anlıyorum…Yanına yaklaşıyorum. Koşumları olmayan siyah kısrağın sırtına atlayıp boynuna yapışıyorum. Ben at oluyorum. Ya da at bana dönüşüyor. Bilemiyorum. Birbirimize karışıyoruz. Dörtnala koşmaya başlıyoruz. Zaman ve mekan ardımızda kalıyor. İki yüz yirmi….Gökyüzüne yükseliyor, kayan bir yıldıza dönüşüyoruz….

   “ Tez zamanda muradına ereceksin yavrum.  Yoluna engeller çıkacak ama ereceksin. Merak etme.”

   Üç buçuk aydır hemen her gece aynı rüyayı görüyordu Vecdi.   Sabahları onu kan ter içinde bulan annesi en sonunda  kolundan tutup zorla Baklacı Firuz Teyze’ye götürmüştü Vecdi’yi. Firuz Teyze iyi bakla falı bakar, rüya yorumlardı.

“Gönlümdeki muradıma erecekmişim. Tez zamandaymış. Hep aynı zırvalar. Murad nedir ya…? Kuş murad, balık murad, mektup murad, at murad… At bazen de hayırlı haber demek. Yüksek mevkideki bir düşmana da delalet eder. Sır tutan dost demek. Hamileysen erkek çocuk demek. Bekarsan evleneceksin, evliysen bir daha evleneceksin demek. Murad ne demek…? Benim muradımmış… Neymiş benim muradım…? Peh…”

   Annesi üç beş “gönlünden ne koparsa” sıkıştırdı Firuz teyze’nin avucuna. Kapıya kadar uğurladı ihtiyar onları. Sağ ayağına ayakkabısını geçirdi Vecdi aceleyle. Tap…tok…tap…tok… Ana oğul yan yana eve doğru ilerlediler.Yol boyunca hiç konuşmadılar.

    Vecdi o gece hiç rüya görmedi. Sabah gözlerini açtığında geç kalmışlık korkusuyla hemen saate baktı. Saat sekizi yedi geçiyordu. Gözlerini ovuştururken sekizi sekiz geçti.

      İkinci ders kimya sınavı vardı. Pek çalışamamıştı sınava. Birinci dersin edebiyat olduğunu hatırladı. Kimya defterini dizlerimin üstüne açar ,hocaya çaktırmadan çalışırım dedi içinden. Erkek popülasyonunun fazla olduğu sınıfta hoca haylaz arkadaşlarıyla uğraşırken onu fark etmezdi ne de olsa. Öyle de oldu… Yeni atama edebiyat hocası sınıf yönetiminde pek de başarılı sayılmazdı. Çocukların bir kısmı makara yapıyor, bir kısmı da alınları ile  paralel hizaya gelmiş olan cilası yeni atılmış pırıl pırıl masaya kimya formüllerini büyük bir özenle nakşediyordu. Vecdi, dizlerinin üzerine yerleştirdiği defterden ezber yapmaya uğraşırken, hatim çalışan kuran kursu talebeleri gibi öne arkaya sallanıyordu. Dersin sonlarına doğru sınıfa birden müdür yardımcısı girdi. “Evet!” dedi. “İkinci ders kimya sınavı olan sınıfları karıştırıyoruz. ” Kimin hangi sınıfta sınava gireceğini gösteren listeyi öğretmen hanıma uzatarak sınıftan çıktı. Tecrübesiz, tecrübesiz olduğu kadar siyah saçlı edebiyat hocası listeyi tek tek okudu öğrencilere. Üf ya’lar Hadi be’ler uçuştu havada. Uçuşan ünlemler seğirte seğirte hocaya doğru yol aldı ve genç , genç olduğu kadar kırmızı dudaklı hocanın kulaklarına çarpıp,  siyah rugan ayakkabılarının dibine düştü… Onca emek, çeyizlik hazırlayan genç kızlar gibi özenle masaya nakşettikleri onca kopya zebil olacaktı. Vecdi yutkundu… Alt dudağını üst dişlerinin arasına sıkıştırdı. Boğazına dayanan gömleğinin en üst düğmesini açtı. Alnında inceden belirmeye başlayan terleri gömleğinin koluyla sildi… Başka bir sınıfta sınava girecekti… Başka bir sınıfta… başka….

    Zil çaldı. Derin bir soluk aldı Vecdi. Soluğunu, birkaç saniye ciğerlerine hapsetti… Sonra… puhhh… Gömleğini düzeltti. Defterinin son iki sayfasına son kez şöyle bir baktı, ardından kapatıp çantasına yerleştirdi. Kalemini, silgisini çantanın yanındaki fermuarlı göze yerleştirdi… Tap… tok… tap… tok… tap… tok… Sınava gireceği sınıfın kapısında durdu. Üst dişleri alt dudağı ile münasebeti biraz ileri götürmüş olacak ki diline demir tadı geldi. Gözleri, sağ ayağı ile sıralar arasındaki doksan derecelik açıyı onar derecelik sekmelerle aldı. Oturacağı  sıra tam yedi kız öğrencinin arasındaki bir noktadaydı. Kalbi vücudundaki tüm kanı yüzüne pompalamaya niyetlenmişti sanki. Sırasına doğru yöneldi.  Tap… tok… tap… tok… Oturdu… Elindekileri sıranın yanına dayadı. Gözlerini önündeki masaya dikti ve hoca sınıfa gelip sınav kağıtlarını dağıtıncaya , hatta sınav bitinceye kadar başka bir yere de bakmadı. Sınav kağıdındaki harfler kelemin etrafında kur yaparcasına uçuşuyordu sanki. Başı alev alev yanıyor, kulakları uğulduyordu Vecdi’nin. Sınavda hiçbir şey yapamadı demek haksızlık olur. Vecdi  sınav kağıdındaki yedi yüz yirmi üç karakteri tek tek saydı mesela…a’ların,  e’lerin , d’lerin içini kurşun kalemle boyadı. Sınav kağıdının sonundaki  ‘BAŞARILAR’  temennisinin üzerinden tam yedi kez geçti… Ancak lanet olası zaman  geçmek bilmiyordu. Son beş dakikaya girince hoca buyurdu. ”Bitirenler çıkabilir. ” Yirmi dokuz kişiden on yedisi çıktı. On ikisi kaldı demek ki. Dokuz kız üç erkek… On iki ederdi. Bu dokuz kızdan tam beş tanesi sağındaki sıralarda oturuyordu ve kalkmak bilmiyorlardı. Üç dakika kala hoca yanına geldi, “Bir şey yapmıyorsun sen. Çık hadi…” dedi. İtiraz edemedi Vecdi. Hocam bitirmedim daha deyiveremedi. Kalemlerini ceketinin iç cebine, çantasını omzuna, sıraya yasladıklarını avucunun içine yerleştirdi. Kafasındaki uğultu şiddetlendi. O yüzden sizin az sonra duyacağınız sesi Vecdi artık duymaz oldu… Tap… tok… tap… tok… tap… tok… Sınıftan çıktı  Vecdi… Koridorda ilerledi… Tap… tok… tap… tok… Okul kapısından çıktı… Üçüncü derse girmeyecek misin Vecdi…? Bahçede ilerledi… Tap… tok… tap… tok… Bahçe kapısından çıktı Vecdi… Caddeye ilerledi… Tap… tok… tap… tok… Bir beyaz kamyonet çıktı… Çok hızlı ilerledi…

     Vecdi’nin sağ ayakkabısı ayağından fırladı… Ağır çekimde caddenin karşısına doğru ilerledi… Vecdi’nin koltuk değnekleri avucuna yapıştığı yerden çıktı… Her biri başka yöne ilerledi… Vecdi’nin rüyası çıktı… Muradına ilerledi…

Cevap Gönder

E-posta adresiniz yorumunuzda yayınlanmayacaktır.