Varlığım Sümer Varlığına Armağan Olsun

0 14

Sevgili Okur, anlattığım sıkıcı tarih derslerinde insanoğlunun yazma serüvenini anlatırken iyi ki yoksunuz. Olsanız çok sıkılırsınız. Ben size yazılıda çıkacak kısımları özetlemeye çalışayım. Zira biliyorsunuz “hocam bu bizim ne işimize yarayacak ki” sorusunun cevabı “yazılıda çıkacak ya ooluum” dur. Neyse efendim benim dersim yazıyla başlar. Yazı da Sümer’le! Sizin anlayacağınız her şey bi şeyle başlıyor 😀 Ben de dersime bir soruyla başlıyorum: Evet, gençler, insan neden yazar? Misal neden günlük tutar?

Yazma eylemini anlamsız bulduklarından mı yoksa hocanın lönk diye soru sormasından ve cevap için kısa bir es vermesinden mi bilinmez mel mel bakarlar. Ben de her iyi niyetli ve sabırlı öğretmenin yaptığı gibi kendi soruma ilave ek sorular iliştirip dolambaçlı yollardan cevabı buldurmaya çalışıyorum. Çünkü bu ergenler soruyu cevaplayamadıklarını görmezler ama “hoca bizi geri zekalı yerine koyuyor, kendi sorusunu kendi cevaplıyor” demeyi iyi bilirler. İlave sorum şu: Eee o akıllara zarar sünnet düğünlerinizi, doğum günlerinizi niye videoya kaydediyorsunuz? Hah! Bana bu sorularla gel hocam dediklerini gözlerinden anlıyorum. Hocam, kimin ne taktığını görmek için diyor biri, biri gülmek için, biri diyor hatırlamak için. İstenilen cevap hep geç gelir. Hatırlamak sözcüğünü yakalayıp Simba gibi havaya kaldırıp kutsuyorum 🙂 Kendi düğünümü hatırlamak istemediğimi söyleyemem elbette. Bu travmatik olayın yer aldığı video kaset evde derinlerde bir yerde gizli! Bu onları ilgilendirmediğinden hızlı bir geri dönüşle zıplıyorum: “Evet!” Bu güçlü “evvvet” öğretmenin çocuklara istendik davranış değişikliği oluşturmasından sonra mutlaka söylenir. Bir çeşit rutin, klişe. Benim için kendimi ayıltmak için yaptığım bir spor dalı. Erkan Yolaç gibi yaylan ve zıpla! Gençler içinse onları minnak okul öncesi çocuğu gibi sevindiren dönüt. N’apıyoruuuuz, eveeeet bahçeye çıkıyoruz gibi bir etki 😀

Neyse derse geri dönelim. Bak aranızda dinlemek istemeyen varsa çıkabilir, sizi burada zorla tutmuyoruz (halbuki yoklama denilen bi gerçek var, hele bi çıkın) Pekiii anlattığımız çağlarda video kayıt cihazı ya da fotoğraf makinesi yok n’apsın insanlar di mi? Sessizlik. Yani “n’apsın” sorusunun yerini “yazsın” eylemi alamıyor hala. Onlar için “yazmak” eylemi hala anlamsız. Delirtmeyin lan beni, kontürünüz bitmiş, telefonunuzda hala bi kaç megabayt internetiniz var, manitayla buluşacaksınız, n’aparsınız? Hocam, WhatsUp’tan yazarız. Ulan biri “yazarız” dedi ya, bunu harcatmam ben.

Tamam, şimdi yazıdan önceye gidiyoruz. İnsanoğlu insan mağarasından çoluğunun çocuğunun nafakasını bulmak için çıkıyor. O çağlarda nafaka dediğimiz şey bildiğin yenilebilir bir hayvan. Bu hayvanı bin bir uğraşla yakalayan homo habilis (yetenekli insan) n’apacak? Yiyip bitirdikten sonra “ahan da bunu ben vurup indirdim” diye mağarasının duvarına resmini yapacak. Bir nevi instagrama konan “bak bu turşuyu ben kurdum, bak bu tatlıyı ben yedim, bak bu haaarika çocuk benim” fotoğrafları gibi. İnsan hep insan.

Sonra yazının bulunuşunun hikayesini anlatıyorum onlara. Çok çalıştırılan bi adamcaaz varmış, Sümer tapınaklarından birinde maaş+ sigorta karşılığı çalışırmış. Ziggurat denen bu tapınaklara giren çıkan belli değilmiş. Verilen iş depoya gelen malzemeleri FİFO ve LİFO yöntemlerini kullanmadan kayıt etmekmiş. Bu işten adamın sıtkı sıyrılmış. Manyak mısın, bu yöntemler olmadan depo kaydı mı tutulur demiş adam. Saçmalamayın, der mi hiç! Millet tapınaklarda çalışabilmek için ZSYS (Ziggurat Seçme ve Yerleştirme Sınavı) na giriyor hatta yeterli puan alamazlarsa ikinci kattaki rahiplerden torpil buluyormuş. İltimas, ilk insanla başlar çocuklar. Bu adam düşünedursun önüne mısır, buğday, arpa çuvalları yığılıyormuş. Ulan, demiş adam, hadi yazı filan olsa bi deftere kaydedeyim gireni çıkanı. Sakil defter olsa diyo dikkatinizi çekerim. Kağıt yok lan daha piyasada. Siz buna elmanın düşmesi ya da tasın suyun üstünde yüzmesi diyin, bilim adamları buna “aydınlanma” desin, ben de “hele şükür elemanın çok şükür köfteyi çakması” diyeyim. Eline aldığı sivri bir aletle duvarlara kayıt için semboller yazmayı bulmuş. Gördünüz di mi yazı nasıl bulundu. Müthiş bir ihtiyaç anında! Yazı lüks değildir. Lüks olsaydı önce krallar, komutanlar kullanır ve ilk yazdıkları şey kendi isimleri olurdu. Oysa tarihte yazılı belgede adı geçen kişi bir hükümdar ya da komutan değildir.

Bak bak merak ettiler. İstediğim atmosfer bu işte! Aradığım bakışlar bunlar! Bir tahmin şansı verip saçmalamalarına izin vericem. Çünkü ben iyi bir öğretmen değil, eğlenmeyi seven bir öğretmenim 😀

Evet, sizce dünyada bir yazıda ismi geçen kişi kim olabilir?

Cevaplar:

  • Hocam, yoklama fişidir o, gelmeyen öğrencinin adını yazmışlardır.
  • Hocam, duvara çıktığının adını yazmıştır. Çıktığı=manita
  • Hocam, veresiye defteridir!

Hey, sen, 3 numara, yaklaştın! Bir yazıda ismi geçen ilk insan Yuval Noah Harari’dir. M.Ö.33 yılında elcağızıyla kendi adını bir tablete yazmıştır. Bu adam bir muhasebecidir. Ahaha hiç romantik değil di mi? Arpa ticareti yapmaktadır ve bu bir teslimat fişidir.

Ahh, sevgili okur, dünya insanların ihtiyaçları üzerinde dönüyor. Aha sen bu satırları boş bir vaktinde bu kadın yine ne saçmalamış diye eğlenmek için okuyorsun. Benim de “buradayım”, “buyum” deme ve belki de genlerime kazınmış bir “anlatma” ihtiyacım var. O yüzden varlığım Sümer varlığına armağan olsun 😀

Cevap Gönder

E-posta adresiniz yorumunuzda yayınlanmayacaktır.