RAPOR-1

0 6

Yapılan bir eylemin yapılmamış kılınmasının olanaksızlığı adalet dağıtım mekanizmalarının en temel eksiğidir. Geçmiş, gelecek ve şu an arasında karşılıklı, eş zamanlı ve tekrarlanabilir bir geçiş mümkün olmadığı sürece-ki bu tarz geçişler şimdilik imkânsızdır-adalet kurumları şaşmaz bir doğrulukla bezenmiş hükümler verme hususunda aciz kalacaktır. Bir canlı namına, lehte veya aleyhte verilecek en küçük ya da en büyük bir hüküm, ve bu hükümden doğan ceza veya ödül, o canlı üzerinde o kadar derinen etkilidir ki yukarda bahsi geçen süreçlerin herhangi bir anında yapılması muhtemel olan herhangi bir hata geri dönüşü olmayan sonuçlar doğurma tehlikesini her zaman beraberinde taşıyacak ve bu tehlike ihtimalini sonsuza kadar bizzat kendi bünyesinde muhafaza edecektir. Canlı kelimesini kasten kullanıyorum çünkü burada kastettiğim şey yalnız insan değildir, adaletin çarkına şu ya da bu gerekçelerle takılmış olan herhangi bir hayvan da söz konusu olabilir ki bunun örnekleri insanlık tarihinde maalesef yeterince mevcuttur. Bir sirkte bakıcısını öldürdüğü için idamına karar verilen ve bir vincin tepesinden sallandırılmak suretiyle yaşama hakkı elinden alınan bir fil ne kadar suçludur? Ağaçlardan sallandırılmak suretiyle canları ellerinden alınan maymunları idama mahkûm eden adalet mekaniği tam olarak hangi şaşmaz adalet prensiplerine dayanan süreçlerin bir sonucu olarak infazda karar kılmıştır? Bir filin ya da maymunun öldürülmesi geride kalan filler yada maymunlar için caydırıcı, vazgeçirici bir dehşet etkisi vesilesiyle onları, türdaşlarını, hayatlarının geri kalan kısımlarında davranışlarına çeki düzen verme bağlamında motive etmiş midir?   Tarihin herhangi bir anında yanlış bir idam kararı verilmiş ve infaz yerine getirilmiş midir? Dünyanın en deneyimli yargıçlarından birisi, mesleki kariyerinin ve kariyeriyle birlikte yaşamının sonuna doğru şu nihai sonuca ulaşır;‘Kimin doğru, kimin yanlış; kimin haklı kimin haksız olduğuna karar vermek bana her zaman küstahlık gibi gelmiştir.’ Herhangi bir kötünün yaşamından adalet namına haksız yere çalınan bir günün ona geri verilebilmesi mümkün olmadığı sürece adaletin bir ve en önemli ayağı daima sakat kalacaktır. Hele ki adalet, güce, çıkara, zenginliğe yada makam hırsına bulaşmışsa, doğrudan olmasa bile bunların otladığı çayırdan kazara dahi olsa bir kez geçmiş, bunların su içtiği yalaklardan bir kez olsun su içmişse zaten doğası gereği sakat olan güvenilirliğini bütünen kaybetmiş ve bir daha bulmamak üzere onu yitirmiştir. İstisnalar, hayatın asıl gerçeklerini, en ince tellere titreyerek tüneyen hakikatleri içlerinde barındırdıkları için, adalet belki tamamen kusursuz değildir ama genelde doğru çalışır diyerek bir avuntu, bir teselli aramak illüzyonların o tatlı sersemliğine kendini teslim etmek anlamına gelir ki bu gerçeğin gözden kaçmasına yol açar. Buna gelecek muhtemel itiraz şudur; e madem ki yargılamada kusursuzluğa ulaşamayacağız her şeyi kendi akışına mı bırakalım? Elbette hayır. Yargılamada yapılabilecek en küçük bir hata ne kadar ölümcülse, şeyleri kendi kaotik akışları içinde terk etmek de o kadar ölümcüldür. Bir çölde, güvenilir bir kılavuza teslim edilmiş paha biçilemez bir emanet nasıl ki kılavuzun hatasını kaldıramazsa aynı şekilde o kılavuzun yokluğunu da kaldıramaz. Burada kılavuza biçilen sorumluluk mümkün olabilecek her şekilde tanımlanmalı, üst ve alt sınırları şaşmaz bir kesinlikle çizilmeli, ve kılavuzun sadakatinin emaneti kendisine verene değil, emanetin bizzat kendisine tabi olması sağlanmalıdır. Herhangi bir yerden, herhangi bir şekilde gelecek hiçbir tesirin etkisi altına girmemesi garanti altına alınmalı ve cayması bırakın istenmeyi, ima dahi edilmemelidir. Yine akla gelebilecek muhtemel bir diğer eleştiri şu olacaktır; iyi de o kadar ideal ve ütopik bir dünyada yaşamıyoruz. Katiyen haklı bir eleştiridir, dünya ne ideal nede ütopiktir, aksine dünya kabalık, özensizlik ve distopiklik açısından gereğinden fazla doneyi içinde barındırmak suretiyle ideal olanla arasındaki mesafeyi epeyce aşmıştır. Bu gerçeğin kendisi dahi şaşmaz yargılar veren bir adalet makinesini olanaksız kılmaktadır. Diyelim ki elde olan iyi kötü makineyle geleceğe doğru akan yolumuzda bu makinenin üstünde ilerleme hususunda içtimai bir uzlaşıda buluştuk ve de ilerlemeye başladık. İşte bu ilerleme esnasında dahi, bize yol aldıran makineyi övmeden evvel onun bilenen kusurlarını giderme gayreti içinde olmalı ve gerekirse bazen acımasızca eleştirmek suretiyle dahi olsa dönen tekerleği yolculuk devam ederken iyileştirmeliyiz. Bu, içtimai yaşamın ilgi ve etki alanına giren her konuda ve her branşta titizlikle uygulanırsa insanlık bundan ölçülemez fayda görecektir. Ama aksi yapılır ve mevcut makine budur, gittiği yere kadar gider durduğu yerde bizde dururuz diye düşünülüp makineye methiyeler düzülmeye başlanırsa, durum ve yolculuk git gide çetin ve korkunç bir hal almaya başlar. Analojiler, arkasında yatan anlamı somutlaştırmalıdır. Analojinin görevi budur. Ancak burada ölçü kaçırılır ve analoji abartılırsa arkasında yatan gerçeği bırakın somutlaştırmayı, onu gizlemeye ve kendi içinde eritmeye başlar. Bu yüzden bu benzetime burada son vererek sözlerime devam ediyorum. İnsan uygarlığı maalesef o kadar böbürlenmesine rağmen, antik çağlardan bu yana gerçek manada bir arpa boyu yol katedememiştir. Yapılan şeyleri yapılmamış kılacak, geçmiş tekrar tekrar yaşatabilecek ve bu zaman dilimleri arasında hafızasından ve birikiminden, deneyimlerinden feragat etmek zorunda kalmayacak ve böylelikle geçmişte yapılan bir hatayı yapılmamış kılmak için geçmişe tekrar gittiğinde oraya niçin geldiğini unutmamış olacak ne bir yargıç vardır ne de herhangi bir ölümlüye bu imkanların kapısını açacak bir düzenek. Gelecek zaten sırlarla dolu ve sadece muhtemel bir zaman dilimidir dolayısıyla gelecek üzerine söylenecek her şey, her tasım her tasarı fantezidir. Bunların tamamına gelecek en büyük ve en muhtemel eleştiri, aynı zamanda en kökten sarsıcı eleştiri şudur; ‘iyi de bunların bu kadar önemli olduğunu, bir canlıdan alınan yada çalınan bir zaman diliminin veya herhangi başka bir şeyin önemli olduğunu da nerden çıkarıyoruz? Eksikliklerini ve kusurlarını saymakla bitiremediğiniz özellikle insan türünün bu kadar titizliğe ve şaşmaz hakikate layık olduğunu nereden biliyoruz?’ Bu gerçek manada yıkıcı bir eleştiridir. Yeri derinden sarsar ve yüzeydekilerin önemini bir anda tartışmaya açar. Buna verilebilecek muhtemel kötü cevapların en ‘eh işte idare eder’i bunu öncelikle ciddiye almak ve elimizde insan ırkının ve hatta herhangi bir canlının bu tarz bir inceliği, hassasiyeti ve katiyeti hak ettiğine dair olumlu yada olumsuz yönde herhangi bir ‘doğruluğu kendinde’ kanıtı veya donesi olmadığını, ancak bunu doğru saymak üzerine içtimai bir uzlaşmanın olduğunu, olması gerektiğini kabul etmek ve bu uzlaşmayı başlangıç saymaktır. Bu yapay başlangıç bu bağlamda elimizde kalan yegane yola çıkış noktasıdır, güvenilirliği kuşkuya açık olsa da bu bizlere gizemli atalar ve tarif edilemez iç güdülerin bir mirasıdır. Sayılan bu gerekçelerle, toplumun bütün fertlerinin, hele ki onun en küçük veya en büyük parçalarına tesir edebilmekle yetkili kılınmış bireylerinin, muhtemel tesirlerin sonuçlarının ne olacağının kestirilmesinin aşırı güç ve zaman gerektirdiği bu türden bir alan üzerinde daha dikkatli ve mümkün olabilecek her açısını göz önünde bulundurmaya çalışarak davranması, beyanda bulunması; ve tesirlerini de dolayısıyla ana damarlarda neşter gezdiren bir cerrahın özeninden kat be kat daha fazla bir özenle tartması hayati önem arz etmektedir.  Okuyucuya saygıyı ve teşekkürü bir borç bilirim.

Cevap Gönder

E-posta adresiniz yorumunuzda yayınlanmayacaktır.