Park İzlenimleri

0 5

Millet Atina’dan, Brüksel’den bildiriyor ya özendim ben de Samsun’un biri ara mahalle biri de deniz kıyısında olan parklarından anlatayım dedim. Önce mahalle parkı:

Amcanın biri elinde kapağı olmayan 5 litrelik boş su bidonu ile vakur adımlarla çimlerin üzerinde ilerliyor, parkta kaldığım zaman boyunca (yaklaşık yarım saat)duruşundan zerre ödün vermeden arada ağaçlara yaslanarak gezintisini sürdürüyor. Kendini genç hisseden bir dede torunuyla demirlere asılmaca oynuyor yalnız yüzünde tek kas dahi oynamadan, ciddiyetle. Bir ara yanına elinde poşetle yanaşan kankasına neden torununu getirmediğini sorup sitem ediyor. Öbürü hayatından memnun gülümseyerek ilerleyişine devam ediyor. Başka bir amca kızımla beraber sallandığım salıncağa yaklaşarak eliyle havada daireler çizerek peh peh diyor ne diyeceğimi bilemeyip hafifçe tebessüm ediyorum. Galiba bu parktaki en renkli kişilikler yaşlı amcalar.

Az ötede liseye giden ablalarına emanet edilmiş 3 yaşlarındaki özgür ruhlu oğlan çılgınlar gibi koşuyor. Yalnız ufak bir ayrıntı annesi orada olsa canını sıkabilir serin ve kapalı havaya rağmen üstündeki montu ve hırkayı çıkarıp bir kenara fırlatmış kolsuz tişörtüyle takılıyor.

Başka bir köşede belki ülkelerinde olsa üniversiteye gidecek birkaç Suriyeli genç sessizce oturuyor, basketbol oynayan çocukları izliyor. (Bu parktaki insan popülasyonun çoğunluğunu Suriyeliler oluşturuyor dersek abartmış olmayız kendi aralarında gruplaşarak oturmaları bazen insanı hüzünlendiriyor.)

Halı sahada küçüklerin futbol antrenmanı devam ediyor, okulda olsa on kere tekrarlamadan yerine getirmeyeceği direktifleri koçlarının ağzından çıktığı an hevesle gerçekleştirmeleri insanı hayrete sürüklüyor.

Teyzeler kadroyu tamamlamış spor aletlerinde birkaç egzersiz yapıp vicdanlarını rahatlattılar şimdi çekirdek çitleyerek etrafı eleştirel bakışlarla süzme zamanları. Aman onların radarına girmeden buradan ayrılmalıyım. (Bu arada kendimin yaptığı ne oluyor ki sanki sosyo-psikolojik gözlem diye kendimi kandırmayayım.) Ahmet, Mehmet, Zeynep ve Ayşelerin parkına veda ederek deniz kıyısındaki parka uzanıyoruz:

Burası Tuğberk, İdilsu, Melisaların yoğunlukta olduğu lütfenlerin havada uçuştuğu, milletin kibarlıktan kırıldığı elitlerin parkı. Elinde kahve zincirlerinin kağıt bardaklarını taşıyan ebeveynlerin dünyası burası. Çocuğun en ufak bir şeyle temas ettiğinde ıslak mendillerin imdada yetiştiği yerdeyiz. Dolaşmaya çıkarılan köpeklerin adı bile asaletten kırılıyor’ Kontes gel kızım, Dük hayır oğlum’. Hafif kasıyorum kendimi. Kızımla konuşurken duru bir Türkçe kullanıyorum farkında olmadan. Ama o da ne? Yapma be kızım, o simiti yerken ağzından akan salyaların montunu batırmasının sırası mıydı?

Cevap Gönder

E-posta adresiniz yorumunuzda yayınlanmayacaktır.