Otaku – Piknik 2

0 7

Yazının önceki bölümü(Otaku – Piknik 1)

Hamaktan kalkıp Cansu ile beraber olayın olduğu yere gitmiştik. Gerçekten de beş kişi bizim sınıftan üç kişiyi sıkıştırmıştı. Cansu’ya arkada durmasını söylemiştim ama gerçekten de onlarla kavga edecekmiydim? Daha önce gerçekten hiç kimseyle kavga etmemiştim. Küçükken abimle kavga ederdik ama ona karşı hiç bir şey yapamazdım. Tek vuruşunda beni devirirdi, tek eliyle beni tavana kadar kaldırırdı. Onun dışında dövüş sadece anime ve izlediğim Bruce Lee filmlerinden biliyordum, ama onları taklit ederek onları dövebilirmiydim? Dayak yersem hem Cansu’nun gözünde rezil olacaktım hemde bizim sınıftakilerde dayak yiyecekti diye düşünürken, çocuklar beni tanıdı “Sen şu herkesin konuştuğu meşhur kaptan değil misin? Bizde o maçı izliyorduk, bizler değişim öğrencileriyiz Almanya’dan  geldik.” dedi. Bende “Meşhur olup olmadığımı bilmem ama bu okulun kaptanı benim.” dedim. Ah keşke daha artistik bir şey olsaydı! 11. Takım kaptanı Zaraki Kenpachi gibi falan ama nerede. Bana bakıp gülümsedi. “O zaman işler değişir ,sizi dövmek zevkli olmaz sizi maçta yeneceğiz takımını topla ve gel!” deyip gittiler. Sınıf arkadaşlarım kurtulduklarına minnettardılar ama ben o kadarda mutlu değildim. Başıma daha büyük bir bela almıştım.  Öteki maçta okul takımı ile birlikte olduğum için kazanmıştık, ama şimdi yanımda ne okul takımı var ne Semih senpai! Ne yapmalıydım yapacak bir şey yoktu, kaybedecektik. Ama savaşmadan kaybetmeyecektim! Narutodan bir şey öğrendiysem o da asla pes etmemekti. Bende asla pes etmeyecektim! Sınıftaki bütün erkekleri topladım şimdi kaptana yakışır bir konuşma yapmam gerekiyordu. Arkadaşlarıma döndüm ama ne diyecektim ki? Animeden örnekler versem beni anlamayacaklardı. Sonra aklıma Semih senpainin bir ara bana söylediği sözler geldi. “Rakip güçlü olsa da yılmayacağız neden mi çünkü biz Türküz, Çinlilere korkudan Çin seddi yaptıran, 2 bin kişiyle 500 bin kişilik haçlı ordusunu kovalayan, gemileri karadan yürütüp Viyana kapılarına kadar dayanan Osmanlı torunlarıyız! İmkansızı başarmak her zaman bizim işimiz olmuştur. Çağ kapatıp çağ açtığımız gibi tekrar yeni bir çağ açalım benimle misiniz?” diye seslendim. Herkes gaza gelmişti gözlerinden ateş saçıyordu! Ayağa kalktılar hep bir ağızdan “en sonuna kadar seninleyiz kaptan!” diye  bağırdılar. Bu azimle savaşa gitsek düşman sesimizden korkup kaçardı, benim bile tüylerim diken diken olmuştu. Arkadaşlarıma mevkilerini söyledikten sonra ikili mücadelede önce kendilerini düşünmelerini söyleyip, kızların yanına gittim ve olabildiğince tezahürat yapmalarını söyledim.  Maç başladı, rakip kendinden çok emin gözüküyordu ama bu kibirleri onları yıkıma götürücekti! Bizim gözümüzdeki ateşleri görünce hepsi irkildi. Hücumdayken onları karşılayan defans oyuncularımızın hırsından korkup topu bıraktıkları bile oluyordu.  Topu alıp ilerlemeye başladım, takım arkadaşlarım etrafımda duvar ördüler ve kaleyi gördüğüm gibi şut çektim. Kaleci topu bile göremedi ama top çatalda kaldı. Seken topu yakalamaya çalışırken bana meydan okuyan çocuk topu alıp gol attı. O bizden bu kadar etkilenmişe benzemiyordu ve takım arkadaşlarını sakinleştirmeye çalışıyordu. Kızlara tezahürata başlamalarını söyledim ve takım tekrar gaza geldi, artık hazırdık topu alıp forvete verip ben ileri doğru kaçtım. Beni tutmaya çalıştılar ama ben sadece yemdim. Forvet arkasına pas atıp, orta sahadan bir şut çekti defans oyuncumuz ki az kalsın ağ yırtılıyordu. Evet durum artık 1:1 . Oyuna geri dönmüştük, rakip daha da korkmuştu ki ben iyice gaza geldim. Rakip çok korkup bana tekme attı ve dengemi kaybettim. Yere düşerken bilincim kapanıyordu. Gözüme kan geldi, kafama aldığım darbe çok sertti. Gözlerim kapanırken gördüğüm son şey bana doğru koşan gözü yaşlı Cansu’ydu.

Yazının sonraki bölümü (Otaku – Hastane)

Cevap Gönder

E-posta adresiniz yorumunuzda yayınlanmayacaktır.