Otaku – Piknik 1

0 9

Yazının bir önceki bölümü (Otaku – Kaptan)

Hafta sonu gelmişti ve rüya gibi bir olay olmuştu. Cansu ile birlikte pikniğe gidecektim. Her şey çok güzeldi, tabii tüm sınıfın ve bir kaç öğretmenin bize katılacağını saymazsak. Mümkün olduğunca Cansu’yla konuşmak istiyordum. O yüzden direk yanına gidip “merhaba Cansu” dedim, oda bana “Merhaba, ne kadar güzel bir hava değil mi tam piknik yapmalık” dedi ve gülümsedik. Cansu’yla konuşabiliyordum artık o heyecanımı yenmiştim. Bütün gün Cansu ile konuşmak ne kadar iyi olurdu diye düşünürken, edebiyat öğretmeni Leyla öğretmen beni çağırıp mangalı yakmamı söyledi. Ben mangal yakmaktan ne anlardım? “öğretmenim ben mangal yakmayı bilmiyorum” dememe rağmen, kalabalığında tezahüratlarıyla birlikte kendimi mangalın önünde buldum. Etleri Cansu bana uzatıyor ben mangala yerleştiriyordum ki parmaklarımız birbirine değdi o anda gözlerimiz birbirine  kenetlendi ve arkadan bir ses “bu kadar flört ettiğiniz yeter artık etleri pişirinde yiyelim” deyince ikimizde kıpkırmızı olmuştuk ve kalabalık kahkahaya bolmuştu. Kafamı bile kaldırmadan etleri yerleştirmeyi bitirmiştim artık pişmelerini beklemek gerekiyordu ama ne yapacağımı bilmiyordum. O sırada aklıma abim geldi. Abim bir keresinde beni mangala götürmüştü yengemin hazırladığı etleri mangala yerleştirdikten sonra iyice pişmelerini bekliyor sonra onları çeviriyordu. Bende öyle yapmalıydım evet ama bu mangal abiminkinden farklıydı. Abimin mangalı doğal gazla çalışıyordu bu ise kömürle çalışanlardandı. İkisi gerçekten o kadarda farklı mıydı ki diye düşünürken beden eğitimi öğretmeni Serkan öğretmen “Kömürü yelle ki kömür iyice ateş alsın etler daha iyi pişsin” evet eksik olan buydu abimin yellemesine gerek yoktu ama ben yellemeliydim! Aldığım bir gazete ile yellemeye başladım ki ortalık dumandan geçilmez oldu. Yoksa Serkan öğretmen bana şaka mı yapmıştı gerçekten mangal böyle mi pişiriliyordu? Animede de hiç görmemiştim ki Luffynin hüp diye mideye attığı etler hep pişmiş geliyordu, derken duman iyice artınca etleri çevirme vaktimin geldiğini anladım. Arka tarafı biraz yanmış olsada iyice pişmişti şimdi diğer taraftaydı sıra ve o anda aklıma mangal başında oturan kişinin etlerin pişip pişmemesine bakmak için bir sürü et yediği aklıma geldi, bende öyle yapacaktım. O kadar dumanı soluduktan sonra bu benim hakkımdı. Bu tarafta pişmesine yakın kalabalık hep bir ağızdan “hadi artık pişmedi mi etler çok açız “ dedi. Bende bir et ağzımda bir et elimde iken öbür elimle pişti pişiçek işareti yaptım. Etler gerçektende lezzetliydi ama sınıftakilere de bırakmalıydım. Elimdekini de bitirdikten sonra “tabakları uzatın bakalım pişti” dedim. Önce öğretmenlere verdikten sonra sınıf arkadaşlarıma ve kendime alıp yemeğe oturduk, ne yalan söyleyeyim bu kadar güzel pişire bileceğimi hiç düşünmemiştim. Yemeklerimizi yedikten sonra üzerimize bir ağırlık çöktü, o yüzden ormanda biraz gezmek istedim. Gözlerim Cansuyu aradı ama o çoktan arkadaşlarıyla gitmişti, yapacak bir şey yoktu. Bende tek başıma dolaşmaya başladım ki iki ağaç arasına kurulmuş bir hamak buldum ve sağlam mı diye kontrol ettikten sonra üzerine uzandım. Hamak ile oynarken Cansu geldi, yanıma oturdu ve animelerden konuşmaya başladık. Hangi animeleri izlediğinden hangilerini sevdiğinden konuşup, gülüp eğleniyorduk. Ne kadarda güzel gülüyordu. Konuşurken yeşil gözleri içinde kaybolmuştum. Aklım gerçekten gitmiş olacak ki, bana seslenip ben kendime gelince ağzımdan onu sevdiğimi kaçırdım. Buna çok şaşırıp utandı, bir şeyler söyledi ama duyamadım derken etraf sallanmaya başladı ve uyandım. Cansu başımda bağırıyordu “çabuk kalk başka okuldan çocuklar bizim sınıftakileri dövüyor”. Ah ne kadar güzel bir rüyaydı ya! Keşke orada kalabilseydim, ama sınıf arkadaşlarımı kurtarmam gerekiyor. Ondan sonra belki o rüya gerçek olur…

Yazının sonraki bölümü (Otaku – Piknik 2) 

Cevap Gönder

E-posta adresiniz yorumunuzda yayınlanmayacaktır.