Kavuncu Ricardo ve Kapucino

0 13

Sevgili okur, su sıcaklığı 37 derece olan kapalı bir havuzdan 38 derecede tütmeye başlamış bir dünyaya çıkınca, “kam ooonn, bu kadar mı, ben de sıcak sanmıştım” diye bağırasım geldi yukarı bakarak! Tabii cevaben “istersen daha sıcağı var bebek” şeklinde bir vahiy gelir korkusuyla aynen devam ettim. Sabah aldığım bir karar gereği “dünyanın güzellikleri” ni farketmeye çalışacaktım. Bu doğrultuda bakınca ne güzellikler yaşıyorsun anlatamam! Misal acıkan yavrularımı beslemek için “nezih görünüşlü ama nezih olmayan bir yere” girdiğimde bi an yaşadığım masalsı bir yolculuk buna örnek verilebilir! Acıktıklarını iddia eden ama masadaki yiyeceklerle sadece bakışmayı tercih eden evlatlarımı “kendi hallerine” bırakıp(?), yan masada oturan hasır şapkalı şişman Roman vatandaşı izlemeye başladım. Çingene desem standartları epey zorlamış, bu amcaya haksızlık etmiş olurum. Her neyse, yanına geken elemanlara, mekanda benim gibi bir bayanın bulunmasından mütevellit gayet kibar bi biçimde ne iceceklerini sordu. Ben varım diye sesini incelttigi kanısına nereden varıyorum? Çünkü ben de tanımadığımız insanların yanında evlatlarıma aynı pamuk helvası tonunda sesleniyorum! (bu arada bugün kızan demeyip evlat demeyi tercih ettiğimi farkettiniz umarım:))) Neyse efendim, masadaki kitle “kapucino” içmeye karar verdi. Girdiğimiz “nezih görünümlü nezih olmayan mekan” da bu içeceğin olmadığı anlaşılınca şişman Roman vatandaş(ki anladığıma göre bu mekanın sahiplerinden), hasır şapkasıyla dışarı fırladı. Çıkarken “bol köpüklü kapucinolar geliyorrr” diye bağırarak. Bende o an film koptu! Kendimi bi an Edirne’den kıtalar ötede Brezilya’da bir tatil kompleksinde buldum. Kendi bilinçaltına bu kadar nüfuz edebilen insan az bulunur! Sanki birazdan hasır şapkalı Pablo, tropikal içeceklerle dans ederek geri dönecekti. Evlatlarımın pipetleriyle birbirlerine ve bana ayran püskürtmesi beni Edirne’ye hızla geri dönmek zorunda bıraktı. Zaten Pablo da elinde poşet kahve ve kapucinolarla dönerek beni hayal kırıklığına uğrattı. Böylesi güzel gündüz rüyaları görmek hoşuma gitmiş olacak ki, dışarının cehennem sıcağına dönünce evlatlarımla şakalaşmaya başladım. Zavallılar annelerinin neden böyle tuhaf davrandığını anlayana kadar çoktan minibüse bineceğimiz durağı geçmiştik. Eve giden yol benim için Los Angeles sahili, onlar içinse Taklamakan Çölü’nde vahasız bir güzergahtı. Annelerinin birden yüzünde muhteşem bir tebessümle kavun satan bir traktöre doğru ilerlediğini gördüklerinde henüz o kavunları tadacak deneklerin kendileri olduğunu bilmiyorlardı. Zaten kavuncu da bu kavurucu sıcakta kendine doğru gülümseyerek yaklaşan bu kadının gerçek olup olmadığını ancak “kolay gelsin, ne kadar abi kavun” diye sorana kadar anlayamamıştı. Oysa ben o sırada aynı Pablo gibi gördüğüm Ricardo’ya tropikal ve serin bir meyvenin fiyatını sorduğum bir rüyanın içindeydim. “Değişiyo abla” dedi Ricardo. “Boy boy bunlar, 3’ten başlıyo 8 liraya kadar var”. Siz benim tebessümü görseniz adamın kavunu bana bedava verdiğini sanırsınız. Hayatlarında kavun görse kilometrelerce kaçabilecek kadar kavun sever evlatlarıma birer dilim kavun uzatma gafletinde bulundu Ricardo. Üçüncü şahısların ikram ettiği şeyleri reddetmeye utanan evlatlarımdan biri aldığı kavunu az ileride parketmis bir arabanın altına, diğeri de tehditle benim yüzüme doğru fırlattı ki umarım o esnada Kavuncu Ricardo bizi görmemiştir! Sonrasında girdiğim kasap rüyasını isterseniz başka bi gün anlatayım. Çünkü evlatlarım havuz olarak gördükleri banyo küvetinde benim artık “güzelliğini” göremeyebileceğim ilham verici şeyler yapmaya başladılar. Serin ve mutlu günleriniz olsun!

 

Cevap Gönder

E-posta adresiniz yorumunuzda yayınlanmayacaktır.