Karton Tabut

0 6

“Yaşadıklarım, gördüklerim, duyduklarım ve okuduklarımdan bende kalanları yeniden icat ederek yazıyorum” diyor Ercan KESAL ve şöyle devam ediyor “Geçmişle ilişkim özlemden daha çok bir keder” bende adını koyamadığım bir çok duygumun kulağına fısıldıyorum bu cümleleri. Üzerinden bir ömür geçse de hâlâ keder olan, dert olan nice anım dirilmek için gözlerimin içine bakıyor sanki. Henüz ilkokul çağlarım, babam yan köyden birinin tarlasının biçme işini almış. Sabah gün doğmadan yola koyuluyoruz. Annem, babam ben ve hepsi benden küçük kardeşlerim. Annem bir elimize eski çoraplar takıyor, elle biçiyoruz nohut tarlasını. Yavaş yavaş incitmeden, dökmeden, kırmadan topluyoruz nohut başaklarını. Arkamızda deste deste bırakarak ilerliyoruz. En yalın hatırladığım şey uçsuz bucaksız çoğu ekilmemiş, kimi henüz biçilmiş bir sürü tarla, acıyan avuçlarım ve yakıp kavuran güneş. Tarla sahibinin köyünden genç bir adam ölmüş. Başka bir ülkeden gelmiş cenazesi. Genç ölünün eşyaları toplanmış bir çuvala doldurulmuş. Bize verdiler. Babam işine yarayanları seçti, geriye siyah beyaz kısa bir ceket ve bir parfüm şişesi kaldı. Annem ceketi duvara astı. Parfüm şişesini ben aldım sakladım, soranda olmadı zaten. Uzun zaman sahip olduğum en kıymetli şeyim oldu o parfüm şişesi. Bitirdikten sonra aynı özeni boş şişesine göstermeye devam ettim.

****

Anneme kanser tanısı konduktan sonra hastaneye yatırdılar. Bize bir dosya verdiler. Orada hastalar yattıkları yatağın numarasından ibarettiler. Bizim dosyamız 4 numaraydı. Sabah akşam vizite gelen doktorlar dosyayı alıp tahlil sonuçlarını birbirilerine aktardılar. ” 4. evre özafagus, kemiklere metastaz, yutmakta güçlük, damar yolu ile besliyoruz” ve her gün hastanın hikâyesi diye bu listeye yeni şeyler eklediler.
Hayır bu değildi annemin hikâyesi, annem çiçekli etekler severdi, renkli küpeler takardı, saçını kızıla boyardı.
Hayır bu değildi annemin hikâyesi. Annem çiçekli etekler severdi. Annem çok nazlıydı, eline diken batsa oturup çocuk gibi ağlardı. Şimdi yüzünde can, kolunda damar kalmadı.

******

Bir gün oğlumun rutin kontrolleri için hastanedeyiz, danışma masasının önünde sıradayız. Bir önümüzdeki adam usulca eğilip görevli kadına şöyle dedi ” küçük tabut bulamadık, bebeğimizin cenazesini karton bir kutuya koysak olur mu? ” Hayatım boyunca çok sızladı yüreğim ama o karton kutuya konacak olan hiç tanımadığım bebeğin cenazesinin sızısı hiç iyileşmeyecek sanırım.

 *****

Annem öldükten sonra bütün eşyalarını topladım sadece yazmalarını ayırdım. Çocukken sakladığım parfüm şişesi gibi şimdi annemin yazmalarını saklıyorum. Bilmem kaç gram gelen bu yazmaların ağırlığı altında eziliyorum. Annemin mezar taşına Gülcan halam başındaki yazmayı çıkartıp bağladı. Fatma abla başındaki yazmayı annemin tabutuna sardı. Dileğim odur ki yolculuğumun sonuna geldiğimde, annemin yazmalarını başucuma koyup bana yol arkadaşları etsinler.

Cevap Gönder

E-posta adresiniz yorumunuzda yayınlanmayacaktır.