Kalbimin Efendisi

0 1

Sevgili okur, insanoğlu akıllanmıyor; bu çıkarım ve aydınlanma Ayşe’nin pazardaki tüm çilek reyonlarına düzenlediği saldırılardan sonra, çilek satan pazarcı ile göz göze geldiğimde gerçekleşti! Halbuki onu pazardaki tüm su birikintilerine çılgınca koşarken kovalamak yerine evde çizdiği resimleri “bir Picasso değilsin ama bu çizdiğin ümit vaat eden cinsten sürrealist bir çalışma olmuş” şeklinde sakin zamanlarda avutabilirdim! Tabii o zaman girişteki simitçi ve bilumum sevilen yemiş satıcıları pek mutlu olmazdı.

Ne tezat! Geçen akşam merdivenlerde arkasına oturduğumuz “berduş entelektüel teyze” tam aksine biz evde kalsaydık epey mutlu olurdu!

Yani ben çocuklarımı nereye götürmeli, nereye götürmemeli bunu daha tespit edememiş bir anneyim!

Gündüz onları okullara gönderip, bütün enerjimi başkalarının çocuklarına harcayıp dönünce en yorgun halimle, “anne hadi oynayalım” taleplerine “sonra”, “yorgunum”, “dur kızım yemek yapıyorum” diye cevap verdiğim için olsa gerek hafta sonu onlarla göbek bağımı pek koparamıyorum.

Amerikan filmlerinde çocuklarını birkaç saat birilerine bırakıp da kendilerine vakit ayıran ebeveynlere az mana bulmuşluğum yoktur!

Ama yeter! Kütüphanenin yetişkin bölümündeki arkadaşlar oradan oraya koşturan çocuklarıma nezaketlerinden bişey diyemiyorlar diye, sessizlikte izlenmesi gereken oyunu her saniye yorum yapan kızımın gürültüsü eşliğinde izlemeye çalışan entelektüel teyze gergin bakışlar atmaktan başka tepki göstermiyor diye, tüm dikkatimi vererek sohbet etmek isteyen arkadaşım her cümlede araya giren ayşe’ye dudağının ucuyla gülümsemekten başka bir şey yapmıyor diye bu göbek bağını devam ettirmemeliyim!

Annelik vicdan azabı sevgili okur. Sözde bu yazı Mehmet Y. YILMAZ’ın yazısına ithafen “sevmek mi sevilmek mi” temalı olacaktı! Ama zaten hem sevmek hem sevilmek temalı olmadı mı?

Facebook Yorumları

Cevap Gönder

E-posta adresiniz yorumunuzda yayınlanmayacaktır.