Güvende Olmak

0 5

            Sevgili Okur, “güvende misin”? Ben mi?

            Misal, “evet” dedim. Gazete almadan eve gelip, çocuklar birbirlerini yerken yemek pişirirken, televizyonu açmadan yüzlerce yıl önce yazılmış bir kitabı okurken, dışarısının soğuğuna inat evin sıcağıyla mayışırken…

            Misal, “evet” dedim. Okulda dersim bitip de yağan yağmurdan kaçarak sığındığım bir minibüsün camından dışarıdaki çılgın trafiği izlerken. Güvendeydim. Eve gidiyordum. Bu “evet” cevabının kesinliği beni huzurla dolduruyordu aynı zamanda.

            Misal, “hayır” dedim. Benim gibi evinde yemeğini pişirirken “havaya uçurulan” kadını görünce haberlerde. Tencerenin açık ağzına güvenli evinin molozları dolmuşken. Hayır, hayır, hayır.

            Misal, “hayır” dedim. Dün gece. Güzel bir yemeğin hayaliyle bindikleri otobüsün camından bir daha bakamayacak olan insanları duyunca. Hayır, hayır, hayır.

Sevgili okur, “güvendeyken, mutlu musun peki”?

            Misal, dün gece nefsimin “ölen ben değilim sonuçta” çıkarsamasıyla birkaç saniyeliğine “evet”! Almanca, schaedenfreude. Başkasının felaketinin kendi başına gelmemesinden duyulan haz. Dostoyevski’nin Suç ve Ceza kitabında;
“Hepsinin halinde, en yakınlarının beklenmedik bir felaketi karşısında bile insanlarda her zaman görülen tuhaf bir sevinç duygusu vardı. En samimi acıma, acısını paylaşma duygularına rağmen, istisnasız olarak hiç kimse, böyle bir duyguya kapılmaktan kendisini alamamıştır.” cümleleriyle geçen o duygu… Birkaç saniye. Yanmış otobüsleri görene kadar süren… Bir kaç saniye. Yıkıntıya dönmüş evlerin önünde oynayan çocuğu görene kadar… ”Hayır” da dedim. Herkes gibi. Unutkanlık ve alışkanlık çukuruna yuvarlanana kadar “hayır”. Hayır. Hayır.

Cevap Gönder

E-posta adresiniz yorumunuzda yayınlanmayacaktır.