Eve Gelen Öncü Kuvvet: Görücü

0 18

Genç kız olmanın kaderi, oğlu olan anneler tarafından keşfedilip bekar ve mutluluğu en fazla hak eden oğluna, gelin olarak atanmaktır bu topraklarda.
Böyle töreye kurban giden bi aşk hikayesi anlatacakmış gibi söze girdim ama hikayenin baş kahramanı olan genç kız benim.
Hem de tüm Çirkinliğim ve çirkefliğimle.
Çirkinliği gerçek anlamda kullandım.
Buyrun efenim:
Halk eğitimin halkın tatlış orta yaş üstü teyzelerine verdiği dikiş nakış kursunun gayretli bir öğrencisiydi rahmetli annem.
Böyle şeyler insana iyi geliyor.
Üretmek ortaya bişeyler çıkarmak insana terapi gibi geliyor.
Bir de sosyal bi ortam, senin gibi insanlar, ortak bi amacın etrafında çevrelenmiş bir grup adanmış kadın! (Rabbim! Abartmayı çok seviyorum)
Neyse!
Tabi ki aradaki muhabbeti bir adım öteye götüren şey ne:
Beslenme.
Onlar beslenme demiyor da haftada bir, bişeyler yapıp getirip yiyorlar kendi kendilerine.
Adı ne bilmiyorum.
İşte her hafta bi nöbetçi oluyor.
Hoca ordan bağırıyor :
Nöbetçiler! Yakalayın ve yıkayın şu bulaşıkları!
Takdir edersiniz ki bu replikler benim hayal ürünüm.
Ama böyle oturmuş bi sistem.
Organize olmuşlar yani.
Bir kere ben de gittim.
Sanırım hikayenin ikinci kahramanı beni orda görmüş.
Ve hemen kafasında şimşekler çakmış.
Bilmem kaç yaşındaki oğluna uygun görmüş o an beni bağrına basmış falan.
Aradan zaman geçti.
Kurs yaz tatiline girdi.
Kadın ısrarla annemi arıyor ısrarla size gelecez diyor.
Annemcağızım da Hayır diyememiş demek ki geldiler.
Ben duyduğum gibi büyük bi atarla merdivenleri eze eze yukardaki odama çıkmak isterdim ki evimiz 2 + 1 olduğu için ve gelecek misafirler 1’i temsil eden salona geçeceği için ben 2 leri temsil eden arka odaya geçmek zorunda kaldım. Merdiven ezip atamadığım atarımla.
Öncü kuvvet kayınvalide adayım elçi olarak ablamı yolluyor.
Ablama diyorum ki:
“Abla git de ki düşünmüyor şu an.”
Şımarık prensesler gibiyim.
Ablam gidip geliyor.
Belli ki diyemiyor kadına.
En sonunda baskılara dayanamıyorum ve :
“Amman bree höööf ayh” deyip meydana çıkmaya karar veriyorum ama nasıl:
Bulduğum bir göz kalemiyle kaşlarımı birleştiriyorum bi güzel bakıyorum hala çok güzelim.
Bikaç tane rast gele “ben” yapıyorum kendime.
Ben ben!!!
Bakıyorum güzellik skalasi hala düşmüyor.
Dişlerimi de boyuyorum.
Ah bi maydanoz olsaydı o kimyasali sürmek zorunda kalmayacaktım.
Eski ve çamaşır suyu bulaşmış Penye bir namaz eteği giyip
bulabildiğim en eski örtüyü kafama doladiktan sonra tam kalkmak üzereyken sümsük bi kız gibi karşılarına çıkıyorum.
Yapmacık bi gülümsemeyle hoş geldiniz diyorum.
Teyze yaptığı ilginç davranışı açıklamaya çalışırken o sümsük kızdan beklenmeyen bir edayla çemkirir gibi konuşuyorum :
“Ben böyle emri vakilerden hoşlanmıyorum” diye.
Eks kayinvalidemin yüz şeklini tariften acizim.
Böyle tüp bitip yemeği ocakta kalan aşçı gibi mi desem?
Pilavindan taş çıkmış takma dişli amca gibi mi desem?
Çorabı kaçan hatun gibi mi desem?
Öyle bozuk bi yüz.
Tabi annem mahçup.
Okulu bitirip iş bulamadığım için bunalımda olduğumu söylemiş aşağıya kadar inip.
Kusuruma bakmasınlar diye.
Kusur isteyene tüm aynalar yeter.
Himh benim gibisini de bulamazlar.
Valla bulamazlar kim görücüye öyle çıkar ki 😀
Kaçan çeyrekler ve bilezikler için zaman zaman içimi pişmanlık kaplıyor ama genel olarak pişman değilim.
Yine olsa yine yaparım.

Facebook Yorumları

Cevap Gönder

E-posta adresiniz yorumunuzda yayınlanmayacaktır.