Aşık Değildim Olabilirdim Son Bölüm

0 16

Dinlediğim tüm masallarda prens ile prenses evleniyorlardı. Demek ki evlenmek “mutlu bir sondu”. Tek sorun elinde ayakkabımın tekiyle beni bulmaya çalışan bir prensin olmayışıydı 🙂 Olsaydı bile elindeki koca pabucun altında 39 numara yazdığını fark edince beni aramaktan vazgeçebilirdi. Peşimden koşan böylesi bir meczup olmadan üniversite de bitti. Cümlenin iki öğesi var, kısacık di mi? “Bitti” yüklem. Ne bitti? Üniversite… Bu kısa cümlenin içinde gizli olan tüm dolaylı tümleçler, belirtili ve belirtisiz nesneler, zarf tümleçleri, lokasyonlar, zaman kipleri benim beş yıllık hayat hikayem aslında. Ve bu cümlenin yükleminden sonra da yalnızlığım devam etti. Nasıl olduysa çevremdeki kız arkadaşlarımdan çoğu son bir atağa kalkmış, okul bitmeden “muhtemel beyaz atlı prenslerini” bulmuşlardı. Ah, ne değsinizzz, Tüüüükçe bi kelime, tamam buldum: Ruh eşi. Galiba benim bulamadığım “ruh” tu. Yoksa istemediğim kadar “eş” mevcuttu…

Nereden bilebilirdim, aslında güzel olanın “bulmak” değil, “bekelemek” olduğunu? Aragon mu diyordu; “mutlu aşk yoktu”. Evrenin sırrını çözdüğümü iddia edemeyeceğim şu yaşımda bunu söylersem yalan olur. Belki “mutlusu” da mevcuttu. Bütünüyle “mutlu” olunabilen bir dünya yoktu ki “aşk” olsun. “Mutluluk”, mutsuzluklarımızdan süzüp damıttığımız bir şey değil miydi nihayetinde?

Sevgi verilince alınan, aşk ise karşılıksız yaşanan bir duyguydu. Bire bin katarak yaşarsınız. Olmayanı bile görür, çünkü aşkın gözleri kördür 🙂 Hikayemi bitirmek istiyorum. Kontu bulabildim mi? Ahahayyyt.. Benim bulduğum ataerkil bir geleneğin takipçisi, her türlü yönlendirmeye açık, kendine güveni olmayan zeki biriydi. Aaaaa durun, bu benim ayol! Galiba biraz da bu yüzden ona rastlayınca “işte, ruh eşim” dedim. Bulduğum ruh eşimi içimdeki gizli” değersizlik” hissini besleyebileceğim “hizmet isteyen ve bekleyen” bir pozisyonda istihdam ettim. Ülkenin işsizlik sorununa olmasa da aşksızlık sorununa küçük de olsa bir katkım olmuştu.

Ah, sevgili kont! Rüyalarımdaki kont, gerçek hayatta tüccar bozması bir burjuvaydı köylü yanları da olan 🙂 En güzel yemeklerimi onun için pişirdim, hiç beceremediğim sportif aktivitelere katıldım, attığım şutlar basket olmadı yaşantıma paralel bir biçimde… Cezayir asıllı Fransız futbolcuların isimlerini öğrendim, Collina diye bir hakem tanıdım, “ofsayt” literatürüme eklediğim yepyeni bir kelimeydi.

O da benimle birlikte Cronenberg filmleri izledi, Sevin Okyay’ın, Atilla Dorsay’ın kim olduğunu öğrendi, bulaşıkları yıkamamı bekledi 🙂

Dönüşür gibi yapıp yapıp dönüşmedik. Biri için “dönüşmeye çalışmak”, çabalamak mıydı aşk? Aynı değildik… Aynı olmasını istediğimiz farklılıklarımızı kırdık, hiç birleşmedi kırıklar. Onun çorapları yol ortasında benimkiler çekmecedeydi. Bu yüzden kavga ettik. Gittik. Dönüp dönüp tekrar gittik. Birimiz hep döndü.

Benimle aynı ünlemleri kullanan ama dediğimi hiç yapmayan bir canavar yarattım. Ben, Doktor Frankenstein, bizzat ben. Çünkü karşımdaki çoğunlukla bendim. Korktukça, korkutuldum. Köle oldukça “sahiplenildim”. Bunları biliyor muydum o yaşlarda? Hayır, herkes hikayesinin bir yerlerinde toydur. Feleğin çemberinden geçmek üzereydim, haberim yoktu. Hırpalandıkça ben de hırpaladım. Tehdit ettim yokluğumla, hiç tehdit edilmedim oysa. Benim “yokluğuma” katlanamayan birinin “varlığı” egoma iyi geliyordu. Bazen büyüyordu evren, bazen dar ediyorduk birbirimize…

Tabii ki hikayemin mutlu sonu, tüm prenses hikayeleriyle aynı. Gökten üç elma düştüğünde benimle birlikte düşecek iki küçük kafa var artık hayatımda. Hiç pişmanlık duymayacağım hikayelerim onlar benim. Ama bir şey var sevgili okur demeden geçemeyeceğim. Yine de niye hala filmlerdeki ana karakterle birlikte arıyoruz aşkı? Yoksa buldukça kayıp mı ediyoruz?

Edirne-Mayıs 2016

1.Bölüm

2.Bölüm

3.Bölüm

4.Bölüm

5.Bölüm

6.Bölüm

Cevap Gönder

E-posta adresiniz yorumunuzda yayınlanmayacaktır.