Aşık Değildim Olabilirdim 6

0 8

Yirmili yaşlarım geliverdi birden, ben çocukluğumun uzun ikindi vakitlerinde hiç gelmeyecek zannetmiştim oysa… Hayallerim ilkokul Türkçe kitabında okuduğum okuma parçalarından, babamın bizi taşıyıp durduğu tek odalı evlerin pencerelerinden görünen manzaradan ibaretti o yaşlarda. O kadar büyümenin anlamı benim için bildiğin büyümekti, kardeşlerim yüzünden azarlanmayacak, anne-babamın ettiği kavgaları dinlemeyecektim. Kendime bolca çikolata alabilecek, sokakta oynanan top benim topum olduğundan oyuna alınmayıp kenardan izleme gibi acıklı bir derdim de olmayacaktı. Kendi önlüğümü giyebilecek, bu etekleri parlamış bana büyük gelen “başkalarının” elbiseleri içinde iğreti durmayacaktım. Sınıftaki çalışkan oğlanın dikkatini çekebilecek renkli kurdelalarım da olurdu belki. Çünkü o okulda “Kırkpınar güzeli” seçilen başka bir kızla ilgileniyordu. Yoo yoo kıskanmıyordum, boğazım acımıştı galiba. Ders çalışmak için toplandığımızda arkamdan eteğimi kaldırdıklarında çirkin yün çoraplarımı görmemişti umarım. Ben yine de bir daha yüzüne bakmadım.

O hiç gelmeyecek zannettiğim sihirli yirmi yaş. Meğer sihirli değilmiş. Etrafım bir değil birden çok “Kırkpınar güzeli” ile çevriliydi. Çikolata konusunu halletmiştim tabii ki, konttan bile önemliydi bence 🙂 Bu yaşımın ennn sevdiğim yeniliği yalnız başıma sinemaya gitmekti. Büyük ekran, bana kitaplarda bulduğum dünyanın bir benzerini vaat ediyor, içine alıp, gerçek dünyadan kurtarıyordu. Nothing Hill’de herkesin tanıdığı bir aktrist, bazen bohem bir yazar, bazen tepeden tırnağa sense and sensebility… İrlanda çayırları, dev okyanus dalgaları, inanılmaz oyuncuların son sahnelerdeki taklit edilemez kırgın bakışları..Asker yeşili çantamın içi üzerine notlar yazdığım sinema biletleriyle doluydu, oysa ben gönlümün tek kişilik gösterimi için bilet kesmemiştim..Alır mıydın sevgili kont? Müthiş bir film olurdu düşünsene… Destansı bir aşk hikayesi. Artık biraz uzamış saçlarımla rüzgarlı bir tepeden derin maviliğe bakıyorum. Hayatın yükü fazla gelmiş. Küçük omuzlarım, ağrıyan sırtımla hüzünlü bir biçimde dikiliyorum. Senin elin mi o beni değerli olduğum bir dünyaya davet eden? Nasıl seviliyorum, öyle sevilmemiş hiç kimse..

Ben, özdeğer kelimesini bile otuz yaşımda duyacaktım oysa ki. Benim için yürüdüğüm parçalanmış şehir kaldırımları, yağmur suyu dolan çukurlar, insanlığın yerlerde bıraktığı yaşam izleri tanıdıktı. Başımı bir kaldırabilsem gökyüzüyle de tanışacaktım. Annemin nakış nakış ruhumuza işlediği diğer insanların hepsinden “değersiz” olduğumuz duygusu ölümcül bir lanet gibi çökmüştü üstümüze. Ne yapsak vicdan azabı, ne yapsak dik başlılık! Değerlilik satın alınan paket programlar gibiydi. İyi bir kariyer + toplumsal normlara uygunluk + etrafında saygıdeğer bir kalabalık + kabul gören bir eş. Bu eş seni evire çevire dövebilirdi. Sanırım bu saygıdeğer kalabalık için pek de sorun değildi…

“Değerli” olmaya çalışmaktı tüm mesaim. Dünyadaki insanların hepsi için “sevilebilir” olmalıydım. Dolayısıyla bana biraz ilgi gösteren karşı cins için evrimleşmeye hazırdım. İşte böyle bir olgunluk yaşıydı. Yemek yapmamı isterse michelin yıldızı alır, gerekirse cadaloz annesine yıllarca sabrederdim. Sevgi neydi? Sevgi emekti. Oysa emek değerli değildi. Bu nasıl bir önermeydi? Ne adaletsiz bir dünyaydı bu? Kalbimdeki tüm güzellikleri yüzüme taktım herkes için. Mutlaka gülmeliydim. Ben gülerken güzeldim…

Giyimime dikkat ediyordum artık. Tamam, farklı görünmek için yaptığım tüm saçmalıklar bir son bulmalıydı (kulağıma taktığım çengelli iğne de dahil olmak üzere). On parmağımın onunda da yüzük olmak zorunda değildi. Birkaç güzel bluz? Uzun etekler giyince gerçekten de biraz Emma’ya benzemiyor muydum? Enerjim arkadaşlarıma geçiyor, gençliğimiz bolca kahkahalar atıyordu. Onlar ailemden bile daha çok dahil olmuştu hayatıma. Artık kız kardeşime o kadar uzun mektuplar yazmıyordum. O benim gizli sığınağımdı kalbimin kıyısında duran.

Sarışın, mahcup bir delikanlı kız arkadaşlarımla aramda sohbet konusu olmaya başladı. Ondan bahsettikçe tanımadığım bu delikanlı daha çok “benim” oluyordu. Ben sarışın oğlanlardan hoşlanmazdım ama bu bana birini hatırlatıyordu… Uzun boy, tamam, zeka göstergeleri, tamam (mühendislikte okuyordu), derin bakışlar; onaylanmadı. Kalkışı durdurma Hüstın, bi şansımızı deneyelim 🙂

Adını madını öğrendim. Öyle deli cesareti bi girişimle “As Good As İt Gets” adlı filme benimle gelip gelemeyeceğini sordum! ( o kadar deli diilim, telefonla tabii) Film mutlaka güzeldi, biz de güzel olursak “benden gerçekten bu kadardı”. Bu filmin yerli versiyonuna başlık aramayın, ben buldum: “Benim Adım Hıdır, Elimden Gelen Budur!” Bu filmi izleyen var mı içinizde bilmiyorum, öyle bir replik var ki içinde beni benden alan..Helen Hunt, Jack Nicholson’a dönüp bir sahnede “bana güzel bir şey söyle” der. Hayatımda duyduğum en güzel şeyi söyler Nicholson: “ Bende daha iyi bir adam olma isteği uyandırıyorsun”

Ben onda uyandırmamıştım belli ki..Gerçi inanılmaz gudubet bir biçimde davranıyordum. Sonuçta çocuk beni görünce topuklayıp gerisingeri kaçmamıştı. İki içecek, bir şişe su almıştım. Ben film arasında kahve içmeyi severdim. İçeceğinden içip bana da uzattığında yüzümü buruşturup geri çevirmemeliydim. Tanrım, ne kadar da kendini beğenmiş davranmışım… Hiç de uzaktan bakıp beğendiğim delikanlı gibi oturmuyordu yanımdaki çocuk. Çok uslu, iyi terbiye almış, üst orta sınıf bir makine mühendisliği öğrencisiydi. Hayır, bu benim kont değildi bebeğim. Benim kont olsaydı, filmi izlemezdik muhtemelen. Buysa hiçbir espriyi kaçırmıyordu 🙂

Benim daha iyi bir kız olmayı istememi sağlamadı. Daha da değersiz gözüktüm yanında. Oysa pırıl pırıl parlamalıydım. Gönlümde günlerdir büyüttüğüm sevinçli ışık ekranla birlikte söndü. Derhal üst orta sınıf, iyi aile kızı olmalıydım. Aşağılık kompleksim pardon aşşşşağılık kompleksim demek istedim tavan yapmıştı. Yıllar sonra kendime orta sınıf bir aile kurmaya and içerek kalktım. Teşekkür ettim sığ bakışlı makine mühendisine… Yıllar sonra şişmanlayacağından adım gibi emindim. Yanında sarışın eşi ve üst orta sınıf çocuklarıyla ufka doğru yürüyorlardı. Benim kont nerede kalmıştı?

1.Bölüm

2.Bölüm

3.Bölüm

4.Bölüm

5.Bölüm

Cevap Gönder

E-posta adresiniz yorumunuzda yayınlanmayacaktır.