Aşık Değildim Olabilirdim 2

0 21

Nerede kalmıştım? Hah, lisenin ekşi paspas kokulu koridorlarında….

Üniversite sınav sonuç belgem hasbelkader bizim eve teslim edildiğinde “bu iş oldu Filiz” dedim. Ki öyle sık kendi kendine konuşan biri değilim malumunuz 🙂 Nihayet, ruh ikizimi üniversite kampüsünde bulacak, başımı omzuna yaslayıp hülyalara dalacaktım. Ortam müsaitse ancak bu kadarını yapabilirdim. Ruh ikizim de öküz değilse dört yılın sonunda nikahı basacaktı! Tabii henüz o kampüs “gelişmiş ülke” kabul edilirse bizim fakültenin “kara kıta” olduğunu bilmemekteydim… Fen-Edebiyat’taki kızların kaderi, Endüstri Meslek Lisesi’ndeki oğlanların kaderiyle paralelmiş. Geç öğrendiğim acı gerçeklerden biri buydu. (Diğerleri elti, kayın, görümce..gibi akrabalık kavramları)

Bizim fakültedeki 100 kıza ortalama 1 esaslı oğlan düşmeye kalkıyor, onu da en beter kız kapıyordu 🙂 Ülkemizin kişi başına düşen gayri safi milli hasılasından az olan (yazıda bundan sonra GSMH diye geçecek) bu oğlanların zeka düzeyleri de faiz oranlarından az biraz yüksekti. Nitekim devalüasyon yapılmış bulunuyordu. Bu seçilmiş oğlanlar da nihayetinde ÖYS gibi ciddi bir ön elemeden geçmişlerdi. Yine de ne bileyim işte, nereden tutsan elinizde kalacak gibi görünüyorlardı. Tüm kızlar prenses Kate Middlleton gibi ortamlarda arzı endam ederken ben Nirvana’nın solisti Kurt Cobain gibi öne düşen saçlarımın arasından entel entel dünyaya bakıyordum. (Ne bakınıyon öyle salak salak, kapış kapış götürüyor millet)

Lanet olası hormonlarım fazla mesai yapmaya hiç itiraz etmiyordu. Hainler! Şiir yazdırıyordu şerefsizler güpegündüz 🙂 Şunu itiraf etmeliyim; Barbara Cartland ablamın yerini daha “kalıplı” yazarlar aldığından (kalıplı yazar=ciltlerce yazıp bana mısın demeyen yazar) artık aradığım gri gözlü yakışıklı kontun aynı zamanda sisteme karşı çıkan isyankar bi tarafı da olmalıydı! Kont bu nasıl siteme karşı çıkacak demeyin. Bulsun bi çaresini. Soylu soylu gezinmekle olmuyor, sevdiği için gerekirse “yemişim aristokrasisini” diyebilmeli bi yerde. Hatta bir çok yerde. Kampüs neymiş!

Kriterlerim artıyor, sabrım garip bir biçimde genişliyordu. Kampüste öyle bir “çekim alanı” olmuştum ki, eğri ve iri burnuma rağmen bir çeşit “femmefatale” e dönüşmüştüm. Mühendislikteki tüm oğlanlar “gönlüme giriş sınavına” müracaat ediyor, başarısız olanlar dersaneye kaydoluyordu. Ben, biraz daha uyuyup rüya görecek olsam derse geç kalıyordum 🙂 Çok tatlısınız yaa, gerçek mi sandınız. Benim kriterlerime karşı oğlanların kriterleri: 1) güzel olsun 2) güzel olsun 3) güzel olsun … 🙂

Üzgünüm, ilk yaz tatili geldiğinde, gönlümdeki boşluğu kütüphanenin ender bulunan tozsuz raflarındaki Danielle Steel romanlarındaki orta yaşlı, olgun karakterlerle doldurmaya çalıştım. Anlaşabildiğimize göre ne kadar olgun olabilirler 🙂 Her bir romanda yeniden aşık olup kavuşurken, gerçek hayatta manzaralı bir lokantanın terasında uzak minarelere bakıp servis yapıyordum. Derken sıcak bir yaz günü lokantanın kapısından “o” girdi…Ama ama bu esmer, gri gözlü genç bir konttu. Yoksa terasta, güneşte çok mu kalmıştım? Zeka testine sokmadan zeki olduğunu şıp diye anladım. Kolunun altı gazeteler, kitaplarla doluydu. Ve çoğunu okumuş gibi bakıyordu. Yani sizin anlayacağınız tam da gözlerimin içine “mal mal” bakmıyordu 🙂

Dizlerimden aşağısına bir şeyler olmuştu..to be contiuned…. 🙂

1.Bölüm

3.Bölüm

Cevap Gönder

E-posta adresiniz yorumunuzda yayınlanmayacaktır.