Anlamlı İşler Bakanlığı

0 62

Sevgili okur, sizlere çocuklarımın yaz etkinlikleri dolayısıyla kapalı spor salonundan sesleniyorum. Az önce oturduğum yerde tepeme bir önceki spor bakanının külleri döküldü! Hüzünlü bir andı. Kocca afişte “tüm sporculara başarılar dileyen” o mütebessim yüzü, o afişi indiren abilerin gayretiyle bir süre buruştu, sonra bi baktım, adamcağız yerde. Oysa daha bir gün önce hiçbir şeyden habersiz orada durup duruyordu. Afişin üstü yakılan meşalelerin külleriyle dolmuş meğer, çekince üstüme dökülen küller onlarmış.. Bu kadar metafor olmaya yakışan sahne az bulunur, ne diyeyim. Kim bilir memleketin hangi salonundan daha hangi eski yöneticilerin afişi indiriliyor, yerine yepyeni gülümseyen yüzleriyle afiş yapmak için hangilerinin fotoğrafları çekiliyor? Böylesi sık değişen kabine üyeleri varken, naçizane teklifim, vergilerimizin bu çeşit ziyanlık işler için kullanılmaması için hiç afiş bastırılmaması. Yani hangi bakanlığın memuruysak biz zaten o bakanın bize başarılar dilediğini az çok tahmin edebiliyoruz, Allah eksik etmesin. Yani tepemizde bir yerde bize bir kelebeğin ömrü kadar olan ömrüyle gülümsemesine hacet yok. Gerçi böyle yazınca aklıma geldi, bazıları da sonsuza kadar seçildiği bakanlıkta kalacak gibi görünüyordu, bazen değişiklik iyidir. Geliştirmek için değil, bitirmek için görev yapan kabine üyeleri oluyor bazen… Hadi benim üstüme toz ve kül döküldü sadece, eski bakanın çalışma ekibi ne yapsın! Ne müsteşarı kalıyor, ne yardımcısı. Sil baştan, başlamak gerek bazen, hayatı sıfırlamak. Şebnem Ferah, bi şey biliyor ki söylüyor!

Şimdi, bu görev insanları veda/devir teslim konuşmalarında illa ki “insan-makam-geçicilik” gibi sözcüklere yer verecekler “asıl olanın memleket için kalıcı hizmetler” olduğuna dikkat filan çekeceklerdir, boşuna kalem oynatmayayım ben. Samimi olanların, gerçekten “ne bakandı be” diye konuşulmaya devam edecek olanların önünde saygıyla eğiliyorum. Görev süresince sadece sülalesini ihya etmekle, ellerindeki kağıtlardaki isimlere iş/ayrıcalık bulmaya çalışmakla uğraşanları üst mercilere havale etmeme gerek bile yok. 17. Yüzyıl Osmanlı Devleti’nin iltimas ve kayırma yüz yılıdır, iki üç nesil daha devam edebilmiş, sonra yıkılmıştır, üst merciye gerek yok, tarihin akışı böyle. Ellerindeki raporlarla ne Koçi Bey’ler, ne Katip Çelebi’ler haykırmış yanlışı vakti zamanında, benim bu satırları kim duysun, dinlesin di mi? Bu yazı “n’olcak bu memleketin hali” yazısı değildir, “ne olduğunu görüyoruz, çözüm belli, herkes işini iyi yapsın” yazısıdır. Kim bu herkes? Hepimiz! Ustası, aşçısı, öğretmeni, hemşiresi, bakanı, gazetecisi, sanayicisi, avukatı, savcısı, öğrencisi, polisi, bankacısı, müdürü, yardımcısı… Kendimiz dışında kalan herkesi eleştirmek bir çeşit alışkanlık aslında. Eleştirilmeyecek işler yapmaya çalıştığımızda olacak bu iş. Eleştirilmemek eşittir eleştirecek olanları tek tek toplayıp seslerini çıkaramayacakları bir yere tıkmak değildir, eleştirilmemek demek işini her tür eğrilikten uzak kalarak, dosdoğru bir şekilde yapmak, belli birilerini mutlu etmeye çalışmak yerine yaptığımız işin sonuçları itibariyle herkesi mutlu edecek şekilde yapılmasıdır. O zaman anlamlı olur. Yaptığınız işe bir “anlam” yükleyemezseniz zaten mutlu olamazsınız. Ne demiş Maksi Gorki: “İş, mutluluk verici olduğunda, hayat eğlencelidir; bir görev olduğunda da esarettir”. Her ne iş yapıyorsanız, bolca “anlam yüklemeniz”, yüklenmiyorsa sadece “iyi yapıyor olmanızda” bile anlam bulmanız dileğiyle, selametle…

Cevap Gönder

E-posta adresiniz yorumunuzda yayınlanmayacaktır.