Aşk Cumhuriyeti

0 17

            1989 yılında akıllı bir kızdım. Ama bu aptallık yapmama engel değildi.  Babamın, Çavuşesku’nun devrildiği Romanya’dan kaçan Romenlerden aldığı adi defterin sayfalarına önce kendi adımı, sonra beğendiğim oğlanın soyadını yazar, imzamı o soyadıyla uyarlayıp tekrar atardım. Böyle birkaç soyadı denemişliğim var. Bu, geleneksel motiflerle ilmik ilmik işlenmiş ruhumun gayri meşru bir ilişkiyi külliyen reddetmesinin ilk emarelerinden sayılabilir. Beğendiğim “zavallı” oğlanlar bu yüzden daha sevgilim olmadan potansiyel kocam oluyorlardı 😀 Aslında her ikisi de olamadılar buradan bakınca.. Oradan bakınca yağmurlu günlerde bana şiir yazıyorlar, kapımın önüne mor sümbüller bırakıyorlar, tren yolunda elimden tutuyorlardı. Hayal kurmak parayla değildi, olsaydı param ona da yetmezdi… Zamanlar ötesi bu gençlik zamanımda ülkelerinde özgürce yaşayan Romanyalı vatandaşlara sevinmek aklımın köşesinden bile geçmiyordu.. ah, hayır, kendime üzülmekle çok meşguldüm. Sınırlar ötesi üzüntüler lanet küreselleşmenin evlerimize bıraktığı parça tesirli bombalar gibiydi ve şu an –dediğim gibi-kendime ve belki köşe başlarını tutan dilencilere üzülebiliyordum.. Ruh romatizması dediğim hastalık yirmili yaşlarımda bulaşacaktı bana.Fakirdik ve fakirliğimizin “yaşamak gibi bir anlamı vardı” 😀 Tupperware olmadığı için Tan gazetesinin müstehcen olmayan sayfalarına sarılı peynir ekmeğimi yerken benim “muhtemel” koca adayım mis gibi kokan bonfiritini benimle paylaşmayı aklından bile geçirmiyordu, hakikaten aşk karın doyurmuyordu 😀

            O adi defterin sayfaları “bedavadan” hayallerle dolmaya devam etti..Yazdığım soyadlarının hiç birinin bana ait olmadığını için için bilerek “sana” yöneldim koca koca diktatörler kurşuna dizilirken..”Sen” kullandığım en önemli kişi zamiriydin. İleride “ben” den daha önemli başka zamirler de olacaktı. Şimdilik sadece “sen” ve “ben”… Ah, “sana” girdirdiğim sıfatları bir görmeliydin! Zeki, spritüel, yumuşak kalpli,… li… lu… lü.. Oku bak, ortak öznesi olduğumuz yüklemler henüz hiçbir aşk romanında yazılmamış. Yazıldığında arka kapağına mutlu bir fotoğrafımı koymayı düşünüyorum… amin 🙂

            Lacivert pileli okul eteğini bir tık kısaltmaya cesaret edebilen ben adi defter sayfalarında Jan Dark kesiliyordum. Okul tuvaletinde sigara içen cesur kızlarsa gerçek sevgilileriyle gerçek şeyler yaşıyorlardı. Zamanlar üstü bir zamandı. Pazardan alınmış ayakkabılarımla gövdem yer yüzüne yapışmışken ruhum çöllerde Mecnun’dan kaçıyordu. Kaçan kovalanır denkleminde kimseyi kovalamadım. Ama galiba biraz fazla kaçmışım, kimse yetişemedi 😀

Sen! Çoktan seçmeli Türkçe sorularında yanlış zamir kullanımından kaynaklanan anlatım bozukluğundan ibaretken “ben” dünyamı kendi rengime boyuyordum. Yer yer pembe bulutlarla kaplı gri bir gök yüzü. Gülünce, biraz sarı, biraz da turuncu.. Çavuşesku’nun gittiği yerden başka diktatörler geldi, ucuz defter sayfalarım ayrıldı cildinden. Ben yine akıllı bir kızım ama bu aptallık yapmama hala engel değil 🙂

Önermeye tersinden baktığımda “ben”, “senin”  çok önceden yazdığın bir hayal cümlesinin gizli öznesi olabilir miyim? Tüm anlatım bozukluklarından azade.. iki kişilik bir cumhuriyet bu küresel diktatörlüğün üzerinde yükselen… aşk cumhuriyeti!

Cevap Gönder

E-posta adresiniz yorumunuzda yayınlanmayacaktır.