Ana Sayfa / Hikayeler / Yolun Sonu 7

Yolun Sonu 7

Yardımcım mı?… Adam yardımcınım diyor sizli bizli konuşmayalım değil mi… düşünürken soruverdi,

-Bir adın var mı?

-yok… gerek var mı?

-yok mu?… nasıl çağırabilirim ki seni adını bilmezsem…

-çağırmak mı?…  gerek yok… ben bilirim senin yardıma ihtiyacın olduğu zamanı…

-mesela?

Bu tanışmanın sorgulama tadında olmasını istemediği belliydi… zaten ekşi suratlının teki… hiç de böyle yardımcı görmedim; yardımcı dediğin güler yüzlü olur… hele şu çakma şaman kıyafetiyle de…

-bizde böyle İrfancığım… yardımcınım ben, kölen veya hizmetçin değil…

-ne ?… hangisine cevap verdiğini düşünürken afallamıştı. Sanki aklından geçenlere daha çok cevap veriyor gibiydi.

Rüyada da değildi. “Bildiğin insan işte” diye düşünürken solundan yola düşen bir tane gölge gördü, kendi gölgesi… Tek…

-senin gölgen yok…

– yaşadığın bu kadar şeyden sonra, buna mı şaşırıyorsun?… Nasıl bir açıklama bekliyorsun?…

Zaten ekşi suratlıydı tam sirkeye döndü… mendebur… bir tanışma sahnesi için hiç istemese de bu salak konuşmaya malzeme oluyor gibi hissetti. Ne sorulur ki?…

-yardıma ihtiyacım mı var?

Cevap almayı beklemiyordu… gördüğü manzaranın gerçekliğine duyduğu güvensizlikle adım adım gerileyip işine döndü… o gün neyi ne kadar içtiğini hatırlamaya çalışıp, henüz tekneye de bir kaç torba koymuştu ki,

-bu gece elektrik kesilecek tamamen… Su da olmayacak o zaman biliyorsun değil mi? Bu şehre su elektrikli pompalarla iletilir.

Sesindeki iğneleyicilik batar hale gelmişti.

-yardımcımsın ama yirmi beş yıllık çevre mühendisi olduğumu bilmiyorsun galiba…

-bilmem mi… biliyorum elbet… ayrıca hiç bir şey olmamış gibi yaşama taklidi yapmaya devam ettiğini de biliyorum…. Su bitti diyorum… Yemek diye yediğin şeyler çoktan beri yavaş yavaş zehirliyor seni, haberin yok… Son kullanma tarihi geçmiş tavuk döneriyle, salamla, konserve mısırla daha ne kadar doyuracaksın karnını…

-ne yapabilirim ki, tarım mı? Şimdi eker, seneye yerim…

-yemek yapmayı öğren, atış talimi yap ve temiz akarsuyu olan bir yer bul… şimdiye kadar hep hayal edip yapmak istediğin şeyler bunlar al fırsat geçti eline işte… ambar diplerinde debelenen fareler gibi çöpleri karıştırıp durma. Yalnız da olsan dik dur; bu gerçekten yaşamak yani… taklidi değil… şehir oğlum burası, burada her şey taşımayla gelir. Sen oturur hizmetin parasını ödersin; suyun, gıdanın… Hizmeti durdurursan yaşam da durur… Bedavaya şehir yaşamı mı olur? Tek başına şehri mi çalıştıracaksın…

 …

-Ben neden bu haldeyim?… neden ben?…

Yardımcısı, Kızkulesi’ne dalmış ve İrfanı zerrece önemsemeyen duruşundan sıyrılıverdi. Aşağı inen kaşlarının altından, yaşadığı tüm darbelere ve bu salak kıyafetle karşısına çıkmasına rağmen ciddiye alıp konuşmaya; bir şeylere tutunmaya çalışan bir adamın dayanma ve yaşama çaresizliğini aydınlatabilmek için açtığı yüreğine acımak yerine yoğun bir tiksintiyle bakıyordu…

-bak baak!… en çok ağlayan sendin… belki şimdi doyarsın diye desem… Al bak, dünya senin oldu, sok götüne şimdi…

Böyle söyleyince İrfan yardımcıya yöneldi, elbisesinin saçaklarından yakaladı.

-Bu ne yaa!… ben sana ne yaptım ki?… Neden böyle davranıyorsun?…

-Ciğerini biliyorum aslanım senin… Her adi planını, küçük büyük her yalanını, her adiliğini… Ben senin bu dünyadaki gerçek yansımanım. Sense olman gereken adamın adi bir karikatürüsün… İrfan bey… Ezik… korkak, silik…

Saçaklarını kurtarıp Harem’e doğru; yerde rüzgarla hareket eden çekirdek kabuklarını tekmeleyerek uzaklaştı. İrfan arkasından bakakalmıştı… Bu gerginliğin kısa süreliğine de olsa bitmesi iyiydi ama aklında deli deli sorular dönmeye başlamıştı. Ardından koştu.

-niye yardım etmedin… madem ki yardımcımsın… şimdiye kadar neden hiç görmedim seni?…

-Ben ettim ama sen ya cesaret edemedin ya da sonucu sabırla izleyip anlayacak kadar akıllı olmadın.

-bu mudur? İki sözle hayatımı mı özetledin… bu kadar mı yani?

-ne kadarsın? Sence?… annen gibi elimde ekmekle peşinden mi koşmam lazım yani… -durdu- beni konuşturma. Kalbini kırarım. Neden çıkmadın o gece, bağırtıları duydun da?… hep böyle olmadı mı? Her şey gözünün önünde olmasına rağmen başını öbür tarafa çevirmeyi ya da sinmeyi tercih etmedin mi?…

-Korktum kardeşim, sen hiç şu koskoca dünyada tek başına kaldın mı?

-sayende kaldık…

-benim mi?… ya adam gibi anlat yada siktirol git. Daha ne kadar yaşarım bilmiyorum bu delilikte… ama senin dediğin gibi de atış talimi yapıp su kenarında av bekleyerek de olmayacak… Ölür giderim anasını satayım, umurumda bile değil.

-ölmeyeceksin bak… Onu sana garanti ederim. Bunu sonuna kadar yaşaman için elimden geleni yapacağım.

Yazının 1.bölümü

Yazının 2.bölümü

Yazının 3.bölümü

Yazının 4.bölümü

Yazının 5.bölümü

Yazının 6.bölümü

Yolun Sonu 7
5 (100%) 1 Oy verildi.

Yorumlar

yorumlar

Yazar : Alper AYGÜN

Bakmak isteyebilirsiniz!

Yolun Sonu 9

Saatler sonra soğuğun etkisi ile gözleri dalmak üzereyken, ortalık gri karanlık bir ışıkla seçilmeye başladı. ...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir