Yiyosa Gir Salonu

Sevgili okur, sabah kalbim heyecanla çarparak uyandım. Ülkemin  3,5 milyonluk kamu personeli adayının iş umuduyla kıyaslanamayacak bir heyecandı kabul ediyorum. Aslında biraz şaşkın ve mütereddittim. Yüksek lisanslı garsonların servis yaptığı, ekonomi bölümünü bitirmiş pazarcıların külot sattığı güzide memleketimde demek ki lise mezunu kamu personeline ihtiyaç vardı. Böylesi bir seçme işleminde cebren görevlendirilmiş olmak benim için onurdu bi yerde. Ama nerde bilmiyorum. İçimden Binnaz, “kız bi güncük evde kalcaktın daa tepe gibi çamaşır duruyo” filan diyordu ki susturma düğmesine bastım.

Kapıdaki görevlilere telefonumdan ayrılamadığımı, telefonun benim yaşamsal uzuvlarımdan biri olduğunu, yazsam yaklaşık bir sayfalık kompozisyon olacak şekilde anlattım. Kapalı olduğunu göstermek için cebimden çıkarmak için uzanmıştım ki, güvenlik görevlisi vahşi batı kovboylarına taş çıkartacak bir hızla “aman abla gözünü seveyim bize gösterme bari” diyerek koluma yapıştı. Adama ölümü gösterip sıtmaya razı etmiş olmanın verdiği sevinçle cebri görevimi ifa etmek üzere merdivenleri çıktım. Basit bir zafer kazanma duygusuyla merdivenler sanki arşıalaya çıkıyordu! Oh, ama uzun sürmeyecekti!

Görevli olduğum salonun loş, boş ve sukunet dolu ışığına bir gölge düştü, dınınının , işte,  karşımda,  gelmiş geçmiş ennn bi salon başkanlarının başkanı duruyordu! Yarabbim bir salon başkanı ancak bu kadar başkan olabilirdi! Haşmetinden bir ara gözlerim yaşardı, koluma sildim. Bu adam bir nevi modern zaman firavunu, bir nevi Tutenkamon değil de kimdi? Yaz dedi yazdım, sil dedi sildim. Neyi mi? Yanlış numaralandırıldığını düşündüğü, aslında yanlış numaralandırılmamış olan sıraları, kendi camlarımı silmediğim bir titizlikle sildim. Kendileri o sırada hatur hutur bazı sıraları çekeleyip aynı hizaya getirmek suretiyle salondaki konumunu işaretliyordu. Anladığım kadarıyla ihdas edilen tek sandalyeye kendisi oturacaktı. Ne haddime başkanım, şunun şurasında 120 dakikalık sınav, lafı mı olur, ohooo okulda bunun dört katı kadar ayakta durabiliyom ben. Demedim. Tutenkamon’u rahat ettirmek için ne gerekirse yapardım. Çünkü çabuk sinirlenen, haşmetli bi insandı kendileri. Bunu kamu personeli adaylarından birinin çakmağını çöpe attırdığı sırada ayan beyan gördüm. Bu aday, çakmağı alınmasa salonu yakardı bence. Kendi sınavı iyi geçmezse Allah korusun önce kendi kağıdını, sonra “ulan ben kazanamazsam kimse kazanamaz” diyerek binayı yakardı bu. Tutenkamon, liderliğini tüm adaylara bu şekilde hissettirmiş oldu. Korku dolu bakışlarından, onların, sidiğiyle yerini işaretleyen bir kurda bakar gibi baktıklarını anladım. Aman Tanrım, 120 dakika boyunca bu kadar adrenalin nasıl pompalanacaktı? Kalplerimiz dakikada kaç kere atmalıydı? Sorsam Tutenkamon neyi çöpe atmamı söylerdi, bilemedim. Çaktırmadan kabanımın cebinde görünmeyen kapalı telefonuma baktım. Gözümde elinde metal dedektörüyle gezen bir Tutenkamon canlandı. O yakalamadan kendim itirafçı olmalıydım. Kapıdaki havalar binbeşyüz halim başkanımın önünde paspas olmuştu. Haşmeti başkandan menkul masaya seğirtmiştim ki adaylardan biri fısıldayarak parmağındaki evlilik yüzüğünü gösterdi. Salak hem kendini hem de beni yakacaktı. Galiba onun kalbi benimkinden sağlamdı. İşte memleketimde görmek istediğim kamu personeli buydu. Cesur,  korkusuz,  pervasız. Gerçi abartmış olabilirim, fısıltı kaş göz hareketlerine dönüştü, bi an adamın ağzı yüzü çarpıldı zannettim. Bi yüzüğü işaret ediyor, bi de “n’apayım” anlamına gelen jest ve mimikler sergiliyordu. Adam, hepi topu kamu personeli olmaya gelmişti ama işte karşımda bir jonglöre dönüşüvermişti. Bi tanıdık bulsa TRT’de işitme engellilere haber bile sunabilirdi. Cebine koy mu dedim, bunu dediğimi hayal mi ediyorum bilemedim. Gerilim müziği birden sustu. O da ne Tutenkamon salondan çıkmış o esnada. Adayların omuzlarında belirgin bir rahatlama görmediysem ne olayım!

Bu aday olduklarına çoktan pişman olmuş insancıklar dış kapıdan geçtikleri rahatlıkla giremediler bizim salonun kapısından. Ben firavunun verdiği talimatları harfi harfine uyguluyordum ama gözüne girememiş olmalıyım ki, oğluna bir türlü şirketi teslim edemeyen babalar gibi benim kontrol ettiğim adayları bir de kendisi kontrol etti. Adaylar, bizim salondan çıkıp sağlam raporu almadan memuriyete başlayabilirlerdi. Neden gözü tutmadı beni? Adayların fotoğraflarına bakıp gülümseyerek buyurun, ikinci sıranın sonu derken onun kurmaya çalıştığı korku imparatorluğunun temellerini dinamitliyor olabilir miydim? Galiba onun yaptığı gibi kuşkulu bakışlarla fotoğraf ve aday arasında birkaç kez gidip gelmeliydi bakışlarım. Aday bile fotoğraftakinin kendisi olduğundan şüpheye düşüyordu ki soru poşetlerini dağıtmak gibi başka bir görevin saati geldi. Evet, her şey neredeyse tutanakta yazan dakikada ve saniyede büyük bir titizlikle gerçekleştiriliyordu. Emel şanslı bir kadındı vesselam. Emel kim mi? Aday kağıdındaki fotoğrafta ateş gibi sarışın bir hatunken sanki evlenmiş de iki çocuk yapmış bir kadın kadar yaşlı ve esmerdi gerçekte. Emel, ah Emel! N’oldu kızım sana? Bir saç rengi adamı bu kadar yaşlandırır mı? Bunları düşünemeyiz Emel, şansın varsa hemen yerine oturur ve başkanın gazabından kendini korursun. Arama motoruna “görev” yazsan görsellerde önce bizim başkan, sonra ben çıkarız Emel!

Neyse millet, Emel de diğer adaylar da çok şükür sınav kağıtlarını vaktinde teslim etme basiretini gösterdiler. Yemedi tabii 🙂 İmza atılacak tutanakları, sanki borç istemişim de lütfetmiş bir tefeci pişkinliğiyle bana doğru çevirdi. İşte o zaman gördüm! Görevlinin ünvanı kısmında benim başkanın adının yanında “müdür” yazıyor! İşte şimdi anlıyordum bu haşmetin nereden kaynaklandığını. Yani Orta Asya Türk Devletlerindeki ad koyma geleneği devam etse bu adama doğduğu gibi “müdür” adını koyarlardı. Avlanmasına, güreş tutmasına gerek yoktu yani. Benim gibi ölümlü bir öğretmen, ölümsüz bir müdüre karşı! Kamu’da personel olmak isteyen “adaylar”, kamuda nasıl “müdür” olunur bilmiyorlar ki! Müdürrrr. N’aptın müdür! Gerdin milleti pazar Pazar! Bak omuz kaslarımı görüntülesen gemici düğümü gibi oldu. Yazık paracıklarına insancıkların, korkudan terlerini silmek için ÖSYM nin verdiği mendillerin üçünü de kullandılar. Çıkarken dönüp bakmadım, oturulan sıralarda başka bir ıslaklık var mı diye… Eyy adaylar, “kamu” nedir diye sormayın sakın, 120 dakika boyunca size anlatmaya çalıştık, kapiş?

Facebook Yorumları
Yiyosa Gir Salonu
5 (100%) 7 Oy verildi.
, ,

About Filiz MANDACI

Fakir bir ailenin aristokrat kızı. Hasbelkader okudu. Yazmasaydı delirecekti...
View all posts by Filiz MANDACI →

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir