Ana Sayfa / Hikayeler / Umuda Koşmak

Umuda Koşmak

Umutların bittiği, yalnızlık duygusunun zirve yaptığı bir noktadaydı Edip. O gün çalıştığı inşaata son kez gitmişti. Anlamıştı aslında oraya ait olmadığını çalıştığı bu yere veda etmek için gitmişti. Artık sakin bir mahallede bir apartmanın altındaki bakkalda çalışmaya başlayacaktı. Evet belki eskisi kadar para kazanamayacaktı ama mutlu olacağını düşünüyordu. Hem eskisi kadar zor değildi bu iş. İlk günler biraz yabancılık çekiyordu. Acemiydi bakkalın önünde kaldırım yoktu bu yüzden mahallenin tüm tozu bakkala geliyordu. Eli bezdeydi sürekli tozlarla mücadele ediyordu. Bakkalın sahibi de orta yaşlarda sakin bir de sevimli mahallenin de sevdiği Kâzım Amca’ydı. Her sabah bakkalı Kâzım Amca açar,  Edip gelince çıkar, akşam yine o gelir bakkalı o kapatırdı. Edip yeni işine iyice alışmış işi kavramış, Kâzım Amca’nın da güvenini kazanmıştı. Eskisine oranla daha mutluydu haklıydı, bu iş ona daha iyi gelmişti. Günlerden bir gün adını bilmediği bir kız gelmişti bakkala onu ilk defa görüyordu. “Üzümlü kek var mı?” diye sordu. Edip kalakalmıştı duraksadı bir an kız tekrar sordu: “Üzümlü kek var mıydı?” diye sordu. Haaayııırr diyebildi sadece. Peki kolay gelsin deyip çıkıverdi. Edip büyülenmiş gibiydi. O gün akşama kadar onu düşündü, gece gözüne uyku girmedi. Aklından çıkmamıştı ve hafızasında kalan tek cümle “Üzümlü kek” içten içe Kâzım Amca’ya kızmaya başlamıştı. Neden üzümlü kek almamıştı diye ertesi gün daha erken kalktı işine gitti. Her tarafı derleyip toparladı. Daha hızlı çalışıyordu bugün. Bakkal güzel olmalıydı. Sonra aynada kendine baktı. Kendisinin de toparlanmaya ihtiyacı vardı. Üstünü başını silkeledi en güzel elbiselerini giymişti sonra sıra saçlarına geldi. Saçlarını da taradı ve oturdu onu bekledi. O gün gelmedi eve mutsuz döndü. Yemek yemedi, iştahı yoktu. Gece onu düşünüp uyuyakalmıştı. Sabah erken kalktı işin yolunu tuttu. Kâzım Amca hesabı ona teslim edip gitmişti. Yine aynanın karşısına geçip üstünü başını silkeleyip saçlarını taradı. Oturdu onu beklemeye başladı. Saat akşamüzeri 17.04 ‘ü geçiyordu. Kapı açıldı o gelmişti. Yalnız değildi bir arkadaşı vardı yanında. Edip bir an duraksadı yine üzümlü kek isteyeceğinden korktu. Çekirdek istediğini söyledi. Bir bardağı doldurup kese kâğıdına saracaktı ki cebini gösterdi. Bardağı oraya boşalttı. Ne kadar diye sordu 25 kuruş diye yanıtladı Edip. Parasını ödeyip çıkarken telefonu çalmaya başladı fark etmedi. Arkadaşı Nazlı telefonun çalıyor dedi. Adını öğrenmişti adı Nazlı’ydı. Günler hızla geçip gidiyor. Nazlı bakkala her gelişinde Edip’in kalp atışları hızlanıyordu. Edip konuşmak, açılmak istiyordu. Fakat nasıl yaklaşacağını bilemiyordu. Bu sırada üniversite sınav sonuçları açıklanmış, Edip de il dışında bir bölüme yerleşmişti. Bakkalı bırakacaktı. Edip ilk defa karşı koyamadığı bu duygunun adının aşk olduğunu öğrenmişti. Ama bir türlü cesaretini toplayıp Nazlı’nın karşısına çıkamıyordu. Ayrılma vakti gelmişti artık. Okullar açılmıştı. Edip, Kazım Amca ile vedalaşmış, mahalleden çıkmıştı. Ailesiyle de vedalaştıktan sonra yola çıktı. Yolda aklında hep Nazlı vardı. Dilinde hep şu soru “ Acaba kader bizi bir araya getirir mi?” vardı. Telefonunu eline alıp sosyal medyaya baktı. O da ne önerilerde Nazlı’yı gördü. Belki cesaret edip karşısına çıkıp konuşamadığı şeyleri buradan yazabilirdi. Arkadaşlık isteği gönderdi ve bekledi. Aradan günler geçti. Yeni okuluna henüz alışamamıştı, sürekli onu düşünüyordu. Arkadaşlık isteğini kabul etmemişti Nazlı. Fark edince çok üzüldü, kötü hissetmeye başladı. Yabancısı olduğu bu şehirde kaldığı bu yurtta tek başınaydı. Hiç kimsenin onu anlamadığını düşünüyor, kimseye de bu konuyu açmaya cesaret edemiyordu. Telefonunu eline aldı Nazlı’nın profiline baktı. Mesaj atarsa Nazlı’nın nasıl tepki vereceğini bilemedi durdu bir şey yazmadı. Bir süre beklemenin iyi olacağını düşündü. Her gün Nazlı’nın profiline neler paylaştığını görüyordu. Nazlı yemeğe içmeğe düşkün biriydi. Fotoğrafları bunu gösteriyordu. Yemeğe içmeğe düşkün olduğu kadar edebiyata da ilgisi vardı. Edip de okumayı seviyordu. Nazlı’nın fotoğraflarını paylaştığı kitapları okumaya başlamıştı. Günler geceleri geceler günleri kovalıyordu. Edip okuluna iyice alışmış okulu memleketine yakın olduğu için sürekli gidip geliyordu. Edip’in davranışları iyice Nazlı’ya benzemeye başlamıştı. Nazlı’nın okuduğu kitapları okuyor, izlediği filmleri izliyor, dinlediği müzikleri dinliyordu. Sonra fark etti ki Nazlı üzümlü kek gibi çiğköfteyi de çok seviyordu. Hatta yaptığı bir paylaşımında biri de demiyor ki mahallemize çiğköfteci açalım diye yazmıştı. Edip çiğköfteye heves salmıştı. Artık sürekli çiğköfte yiyordu. Aylar geçmişti, Edip artık dayanamıyordu. Ve Nazlı’ya mesaj yazmaya karar vermişti. “Sen gittikçe anlamsızlaşan bu hayatımda bana bir umut ışığı oldun, sensiz geçirdiğim her geceye lanet ediyor, gözümü açtığım her güne seni düşünerek başlıyorum.” Nazlı mesajı görmüştü ama cevap yazmamıştı. Edip dayanamıyordu acısı gittikçe artıyordu. Okulu bitirmiş bir boşluğa düşmüş gibiydi. Tatile gitmeyi düşündü. Alaçatı’ya arkadaşının yanına gitmeye karar verdi. Belki biraz olsun iyi gelirdi. Metin, Edip’in en iyi arkadaşıydı. Havalimanında karşıladı onu Edip her geçen gün daha iyiye gidiyor. Artık Nazlı’yı daha az düşünüyordu ama sayılı günler çabuk geçmişti ve tatil sona ermişti. Edip Metin’le vedalaşmış uçağa binmişti. Eve geldiğinde abisi kapıda karşıladı. Edip abisini çok seviyordu, abisiyle arkadaş gibiydiler. Biraz dinlendikten sonra çalıştığı mahalleye gitmek istedi. Çıktı evden Nazlı’yı görme hayaliyle yürüyor yürüdükçe ona kavuşacakmış gibi hissediyordu. Mahalleye gelmişti. Mahalledeki birçok ev kentsel dönüşüm adı altında yıkılmıştı. Yıkılan evlerin arasında Nazlı’nın evi de vardı. Nazlı artık o mahalleden taşınmıştı. Yıkılan evlerin enkazları arasında yürüyor, bakkala doğru ilerliyordu. Gittikçe yaklaşıyordu. Bakkal yoktu isim değişmiş çiğköfteci olmuştu. Durdu gözyaşlarını tutamadı.

Umuda Koşmak
5 (100%) 3 Oy verildi.

Yorumlar

yorumlar

Yazar : Mucahit Dervişoğlu

Bakmak isteyebilirsiniz!

Aşk Cumhuriyeti

            1989 yılında akıllı bir kızdım. Ama bu aptallık yapmama engel değildi.  Babamın, Çavuşesku’nun devrildiği ...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir