SANSÜR-SEN ( En Kalabalık Sendika)

Sevgili okur, kendime yeni bir teşhis koydum. Üşenmedim bi de şiir yazdım:

Uzmanım,

Teşhis koymaktır işim,

Tedaviyle yok işim.

Evet, çok kısa dediğinizi duyar gibiyim. Ya ne olacaktı? Ben bu işe daha yeni soyunmuşum.. Bu lafa da gıcık olurum, çok cesurca gelir; bir işe soyunmak! Yav niye giyinmiyorsun? Ver müziği…Vardır bir hikayesi elbet de şu an araştıramayacak kadar üşeniyorum.. Hem size koyduğum teşhisten bahsetmek istiyorum, konuyu dağıtmayın lütfen! Benim beynimin ön lobundaki prefrontal kortekste konuşmalara sansür uygulayan bölüm çalışmıyor! Artık eminim bundan. Yani şu an ve geçmişte sizlere sürekli olarak sansürsüz yayın yapmışım! Gerçi siz bunu bilimsel bir teşhis olarak değil avam bir şekilde “patavatsızlık” olarak isimlendirseniz de ben bu tıbbi açıklamayı daha havalı buldum ve havalı şeyler eşittir ben yani 😀

Üniversitede Virgilius’tan ezberlediğim sözleri Latincesinden naklederek hava atardım. Epey yalnız kaldım bu yüzden 🙂 Recaizade’nin, Araba Sevdası’ndaki Fransızca ezberlerim de lisede yalnız kalmama neden olmuştu, hiç ders almıyorum canım. Hep bir “değişik” olma hevesi, hep bir acayiplik, hep bir sap gibi ortada kalmışlık! Mon pauvre petit ange! (Benim zavallı meleğim!)

Neyse teşhis uygun bence. Aklıma geleni hiç sansür uygulamadan çatır çatır (patır kütür, hapır sapır?) muhatabıma nakledince, eh muhatabım da genelde aklına geleni peynir tülbenti gibi ince eleklerden geçiren biri olunca ekran bir süreliğine donuyor. Her şeyin gayet doğru gitmesi gereken bir iletişim olmasını beklemez misiniz? Hayır efendim, hiç de değil. Muhatabımda bir korku hasıl oluyor. Bu neyine güvenip de ( ya da kime?) böyle konuşuyor? Hadi o konuşuyor, ben nasıl cevap vereyim, benim güvenecek de pek bir kimsem yok gibi şeyler geçiriyor aklından. Muhabbet tıkanıp kalıyor. Yav altı üstü kayınvalidemden bahsediyorum, devlet sırrı mı açıkladım! Bi de etraflarına bakıyor bazıları. Acaba bu bize az önce söylediklerini söylerken kaç kişi duydu diye. Şiddetle kınıyorum. Bi daha koridorda müdüre atıp tutarken önce sağa sonra sola sonra tekrar sağa bakıcam. Evet ben ters yönlerden başlarım bakmaya da. Bi daha senin kayınvalidenin “hatrını” sorarken yakınlarda elit bi arkadaşın var mı diye etrafımda tam bir tur atarım. Ve evet, siyasilere “giydirirken” öncelikle yanımda taşıdığım elektronik bir aygıtla ortamda gizli kamera ya da ses kayıt cihazı var mı diye iyice bi ararım. Ve evet, seninle telefonda konuşurken “Ayşe, tatile gitti” gibi şifreli bi şeyler söylerim. Ama lanet olsun ki Ayşe tatile gitmedi, habire ödev yapıyor ve ben lanet olası bilmemkimlerden kime lanet olası bilmemkim diye bahsedebilirim? Yani lanet olası bilmemkim demenin cezası yalnız kalmak mı olmalıdır? Ya benim prefrontal korteksteki konuşma şeysini iyileştirin ya da bırakın dağınık kalayım.. Hiç icraat yok, hep eleştiri! Kabul ediyorum, eskiler kendilerince tedaviler uygulamışlar. Ne bileyim ben; ağzına biber sürmek, ağzına elinin tersiyle vurmak..ve türevleri gibi. Eh ben de “ağzına geleni söyleyenler” familyasından geliyorum, bir çeşit yaradılış kusuru (Allah vergisi demeyi tercih ederim) Neyse ki arada şapşalca şeyler söyleyen başka “yaradılanlarla” karşılaşıyorum da keyfim yerine geliyor! Misal geçen gün tam binadan çıkmak üzereyken biri kapıyı dışardan açarak geçmem için tuttu. Teşekkür ederim dedim, o da “asıl ben teşekkür ederim” dedi. Bi afalladım önce. Yani onun tuttuğu kapıdan geçerek ona şeref mi vermiştim? O kadar ünlü oldum mu lan ben? Sonra adamın teşekkür cümlelerine karşı hazırda tuttuğu cevaplama cümlelerinden birini hızlı gönderme tuşuna basarak gönderdiği kanaatine vardım. İyi ettim. Bu amcaya, tuttuğu kapıdan geçerek nasıl bir şeref verdiğimi düşünmekten daha mantıklı değil mi? Yine geçenlerde minibüs durağında bekliyorum. Mütemadiyen minibüs duraklarında beklerim ama otobüs gelirJ Her neyse bi otobüs durdu. Gitmiyor. E binen kimse yok? Korna yaptı, şoförü gördüm sonra. “Hadi kız binsene” dedi ardından. Yanlış anlamayın, bütün şoförler bana “binsene kız” filan demez. Bu şoförü tanıyordum. “Abi ben 2/B yi bekliyorum” dedim “Olsun” dedi. Nasıl yani? O da hızlı gönderdi bence. Sırf onu tanıyorum diye niye gitmek istemediğim bir yöne giden otobüse bineyim ki? Israrla bekliyor. Bu tip durumlarda karşı taraf şapşal görünmesin diye saçmalamaya yatkınım. Binicem yani. Sonra tam binerken halime acıdı sanırım “nereye gidicen sen” diye sordu, “filanca yere” deyince “aaa o zaman sen falanca otobüse binicen” diye zaten beklemekte olduğum otobüsün numarasını söyledi. Tıka basa bir otobüs dolusu seyircimiz vardı. 1.Perde’nin sonu. Gösterimiz ücretsiz olup, bu güzergahta giden tüm yolculara ikramımızdır. Hepinize sansürsüz muhabbetler dilerim, her nerede konuşuyor ya da konuşturuluyorsanız!

Facebook Yorumları
SANSÜR-SEN ( En Kalabalık Sendika)
5 (100%) 2 Oy verildi.
, ,

About Filiz MANDACI

Fakir bir ailenin aristokrat kızı. Hasbelkader okudu. Yazmasaydı delirecekti...
View all posts by Filiz MANDACI →

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir