Peki Bu Benim Ne İşime Yarayacak?

Sevgili okur, kadrajımıza beresinin içine girebildiği kadar girmiş, yanında duran otobüse de  koşar adım binen bir kadın giriyor, güneş vuran tarafından bir tekli koltuğa oturup dışarıya bakıp gülümsüyor. Kim der ki bu kadın, az önce çıktığı derste acımasızca Osmanlı Devletini yıkmış, daha erken saatlerde onu okula bırakan kocasına kocaman asık bir yüz bırakmış… Şimdi onu gülümseten ne?

Evet, tamam, kadın kadrajımıza filan girmedi. Bendim o. Elimde de Gyles Brandreth’in yazdığı “Oscar Wilde ve Mum Işığı Cinayetleri” kitabı vardı. Kitap güzeldi ama ben onu okurken merak ettiğim başka iki kitabı tanıdık kontenjanından öne almıştım. Zira önce Oscar Wilde’ i tanımalıydım. Ve hoop onu tanımak için mesai harcarken… neyse uzun hikaye. Size bir ara “mutlu prens”denen bir hikaye kahramanından bahsedeceğim.. Otobüse geri dönüyorum. Evet gülümsüyorum ama bu Mona Lisa’nınki gibi belli belirsiz bir gülümseme. Biraz ısınmanın ve eve vardığımda birkaç saat yalnız olacağımı bilmenin verdiği bir mutluluk hali bu. Tamam, dersi anlatırken Balkan Savaşları sırasında altı milyondan fazla insanın öldüğünü söylediğim sırada bu benim için rakamdan fazla anlam içeriyordu. Öğrencilere de söyledim bunu. Çünkü içinde bulunduğumuz anlar mutluyken de, anlayabilmeliydik mutsuzluğun olduğunu. Bunlar sınavda çıkar mı diye sormadılar, bu, onların, bu bilgiyi karşılıksız aldığını gösteren bir veri olarak işlenebilir. Öğrenci milletini hiç tanımayan masum vatandaşlara söylüyorum. Öğrenci tipi insan biraz politikacıya benzer. Onun için önüne konulan-hadi sunulan diyelim-bilgi, işine yaradığı ölçüde değerlidir. Ve bilginin sadece bu kısmını kullanır. Hatta kullan at dediğimiz bir yöntemi vardır. Acımasızdır. Bu, bilgiyi sunan ve bu bilgiyle çok daha fazla bilgiye ulaşılmasını bekleyen kişi için yaralayıcı bir durumdur. Bilgiyi aktaran elinden geleni yapar, elinden gelen bir kutucuğa umduğunu sandığı şey konusunda bir rakam karalamaktır… biz buna “not” da “oy” da diyebiliriz, ne fark eder…

Mutsuzluğumdan, mutluluğuma doğru yaptığım kısa yolculukta bunları düşünmedim. Çünkü tedaviye muhtaç olduğum anlarda içimden bir psikoterapist çıkar, onun gösterdiklerini görür, söylediklerini dinlerim. O esnada güneş arabanın camına vuruyordu ama ruhumu aydınlatıyordu… Önce bir çingene mahallesinin yanından geçerken buralardaki yegane parkta tahterevalliye binen çocuğu gördüm. Bu hiç üşümüyormuş gibi görünen esmer çocuğun mutluluğu evrensel bir mutluluktu. Onu hemen yakalayıp mutluluk konservesi yaptığım bir yerlere koydum, arada bakarım ben böyle şeylere… Az ilerideki kömür deposunun önünde orta yaşlarının sonunda bir adam özlemle bir yere bakıyordu. Gülüşe bağrışa bir arabaya doluşmaya çalışan formalı genç delikanlılar vardı baktığı yerde. Oysa o, onların çok ötesinde, topu kendi ayaklarının önünde sürdüğü kendi gençliğinin mutlu, neşeli anlarına bakmaktaydı. Yoo yoo, anlam yüklemiyordum, elinden tutsam benimle çift kale maç yapacak kadar özlemişti eğlenceli bir şeyler yapmayı. Çuvallarla kömür satmak, pek de eğlenceli bir iş sayılmazdı.. Sonra şehrin en tepesindeki mezarlığın yanından geçtik. Ben ve bir otobüs dolusu yolcu. Bazı dudaklar kıpırdanıyordu, bildiği yollarla acı çeken ruhları rahatlatmak için. Bu mezarlıktaki ruhlar, her otobüs geçişinde rahat ediyor olmalıydılar.… Koca mezar taşları vardı, kiminde “matbaacı”, kiminde “ünlü pastaneci” yazarken kimisinde de hiç yazı yoktu. Fark ediyor muydu? Kendime not: mezar taşıma yazılması için birkaç cümle bir şey yazmalıyım. Misal: “Burada dikilen ziyaretçi, iyi şeyler düşün şimdi” benzeri bir şey… Benim için fark etmezdi çünkü 😀

Bir dönemeç aldı otobüs. El ele tutuşan iki sevgili kıkırdayarak kaçtılar önümüzden. Bu soğukta kıkırdayan aşklarına özendim. Soğuğu hissetmeyen heyecanlarına.. Asık suratımı bıraktığım adamı anımsadım sonra. Geç kaldım dememe aldırmayıp bana sıcak poğaça alıp, arabanın camındaki buzu kazımasında aşkı aradım. Bulamayabilirdim. Aman tanrım, bu yolculuk gittikçe acıklı bir hal alıyordu. Mutsuzluklar içinden mutluluk damıtmak ne zordu… Bana verilen bilgiler azdı ve ben milyonlarca sonuca ulaşmaya çalışıyordum, kahrolası sınıfa geri dönmeli ve “Balkan Savaşları’nı boş verin” demeliydim. Bu elektrikli ısıtıcıya ve üşüyecek olduğunuzu bildiğiniz halde sizi buraya getiren umuda dair konuşalım demeliydim. Mutluluğa dair bildiklerimi anlatmalıydım. Ne kadar az olsa da…

Facebook Yorumları
Peki Bu Benim Ne İşime Yarayacak?
5 (100%) 7 Oy verildi.
, , , , ,

About Filiz MANDACI

Fakir bir ailenin aristokrat kızı. Hasbelkader okudu. Yazmasaydı delirecekti...
View all posts by Filiz MANDACI →

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir