Ana Sayfa / Az Pişmiş / HEP AYNI BE YA

HEP AYNI BE YA

Sevgili okur, şehir hatlarında çalışan bir otobüsün içindeyim. Güneş arkamda batıyor, bense elektrik faturasını nasıl ödeyeceğini düşünen insanların yaşadığı fakir bir semtten, ev kredisinin kaç taksidinin kaldığını hesaplayan daha az fakir bir semte doğru gidiyorum. Endişeli olma  hali ortak noktamız 🙂 Temmuz sıcağı ve gündüzün yalnızlığı insanları kapı önlerinde toplamış. Kimi balkondan karışıyor muhabbete, kimi çekirdeğini apartman önünde çitliyor. Televizyondan dünya boşalsa umurlarında değil. Capcanlı bir komşularının, kendilerine benzer dertlerini duymak onları bu dünyaya daha çok bağlayacak. Ben bu sosyolojik saptamaları yaparken ne kadar yanılıyor olabileceğimi düşünürken kendime, içinde olduğum otobüs sınıf atlıyor. İşte artık daha nezih bir semtteyim. Buradaki insanlar parklarda sosyalleşiyor ve çocuklarını hangi yaz kurslarına gönderdiklerini, tatile ne zaman gidip ne zaman döneceklerini anlatıyor muhtemelen? Hangisi, diye sordum kendime? Çocukluğumun veresiye alışveriş yapılan bakkalı olan, çekirdek çitleyen teyze çetelerine “sefanız bol olsun” demeden geçemediğin akşamüstleri mi yoksa içinden gelmezse selam vermek zorunda bile olmadığın, kimsenin kimseden haberinin olmadığı yüzlerce insanın konserve gibi doluştuğu orta sınıf site mi? Sizi kandırmayacağım, yaparım istesem, edebiyat buna çok müsait 🙂 Bu sorunun tek bir cevabı yok, her iki semtte de sevdiğim ve sevmediğim şeyler mevcut. Sahip olduğum asosyal özelliklerle istesem küçük bir sokakta bile görünmez olabilirim, küçük yerlerle bir problemim yok. Hatta aitlik duygum böyle sokaklarda artar. Sanki daha bir dünyalı olurum.

Nerede oturuyor olursak olalım, yaşadığımız duygular ortak, yöneldiği nesneler farklı olsa da..Geçenlerde izlediğim bir belgeselde sunucu, bir tır şoförüne “sence aşk nedir” diye sormuştu. Cevabı beni oldukça etkiledi aslında. Aşk; eşim, çocuklarım, kamyonum, tırım, patlamayan lastiğim diye cevap verdi…

Bu şehirde aşk neydi? Benimkileri yazmak, sizinkilerle benzeyip benzemediğini bilmek isterim:

Lazara etekli bir Roman kızının esmer kolunda parlayan tek bir altın bilezik,

Polis parkında yan masada oturan yaşlıların muhabbetine gülümsemek taze bir çay içerken,

Saraçlarda sote bi yerde sadece kendimin bildiğini sanmaktan haz duyduğum eski dergi bayii,

Saraçlar demişken daha girişinde olan büfenin salçalı tostu,

Saraçlar demişken, postane önünde buluşmanın kolaylığı,

Eski Devlet Hastahanesi’nin olduğu dik bayırdan sanki ufuktaki Yunan köylerine iniyormuşsun hissi, o harika manzara,

Koca şehrin göbeğinde  Lari Camii’nin vaha bulmuş hissi veren gizli bahçesi,

Tekelci otobüs şoförlerine ince ayar veren tiz sesli teyzelerin dobralığı,

Akşam serinliğinde Kırkpınar lunaparkı,

Bilenlerin bildiği Şar dondurması,

Alipaşa çarşısında doksan tane tanıdığa rastlamanın verdiği buralı olma hissi,

Bostanpazarı semtinin dünya başka bir gezegene dönüşse bile hep aynı kalacakmış hissi veren tanıdıklığı,

Karaağaç’ı bir tanıdığa gezdirirken duyduğu hayranlıktan duyulan gurur,

Talikalar, sabahın köründe iş başı yapan çuvallı çöp ayrıştırıları,

Selimiye’nin herhangi esintili bir avlu penceresinde oturmak,

Üç Şerefeli’nin gölgesinde çay içmek,

Set üstünden nehir boyunca yürümek,

Yürürken “n’abıyon” diye seslendiğin birinin bekletmeden “n’abalım beya, te hep aynı” diye cevap verdiği bir şehre duyulan aitlik hissi…

Hep aynı be ya diyor olabilir misiniz?

HEP AYNI BE YA
5 (100%) 5 Oy verildi.

Yorumlar

yorumlar

Yazar : Filiz MANDACI

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir