Ender Ezeroğlu’dan Küçük Patrona

Griye çalan hoş ve klas bir takım elbiseyle, sanki podyumda yürüyor gibi yüz kaslarımı sıkarak, gereksiz ve bir o kadar da çekici bir ciddiyetle; şirkete rutin girişlerimden birini daha yapıyorum. 14 Kat yukarıdaki ofisime çıkmadan önce; ”Heyy bugün nasılsın bakalım?’klişesinden sonra avuç arasına alınan o istem dışı kahve; şekersiz, kendini bir türlü sevdiremeyen cinsden. Onsuz yapamıyormuş gibi sevgisel hareketlerle kahvesini yudumlayan bir ton insan…

Ben paraya aşık değilim. Ama kazanmayı seviyorum. Sınırlarımın ve hedeflerimin asla sonu olmadığı gibi, başkalarının kendinden üstün gördüğü, bana göre o şanslı insanlardan birisi de benim.
Saat 10 civarı. Yaptığım bir telefon görüşmesiyle birlikte, dakikalar önceki tüm enerjim yerin dibine giriyor. Hızlı bir şekilde çıkış yapıp arabama yöneliyorum. Pazartesi sabahının vazgeçilmez trafiğinde, bu süratle araba kullanmak; rekortmen filmlerin fragmanı gibi. Ara sıra telefonu kontrol ediyor, sabah açık unuttuğum CD Çaları sert bir şekilde kapatıyorum. Kaza yapmadan eve varabilmem, Tanrının bana kaçırmak istemeyeceğim bir sahne için yardım ediyor olması kadar ironik.

Eve geldim. Hızlı adımlarla babamın özel odasına yöneliyorum. Kapıdan girer girmez bir anda duraksadım ve yatağın baş ucunda ağlamaktan şişmiş olan gözlerde bir cevap arıyordum. Belkide bu bakışma hayatım boyunca unutamayacağım dakikaların, başlangıç safhasını, istesem de istemesem de sert bir şekilde yüzüme çarpıyordu. Usulca ilerledim. Dizlerimin üzerine çöktüm. Bir kaç saniye sessiz kaldıktan sonra ezik bir ses tonuyla ona seslendim.

-Baba…

-(Zar zor derin bir nefes aldı ve usulca döndü) Konuşacak pek bir şey yok. Bugün her insanın yapamayacağı bir şey yaptım. Ölümü bir kaç dakika da olsa erteledim. Zamanı gelince bir şeyleri daha iyi anlayacağından eminim. Hep derim ya, vedaları asla sevmem. Bunu basit bir konuşma olarak gör. Uzun bir tatile çıkacağım. Annene iyi bak olur mu?

-Milyon dolarlık görüşmelerin yapıldığı o toplantılardaki aşırı rahatlık nereye gitmişti? Neredeydi o uçsuz bucaksız başarılar? Duygusuz bir insanın ağlamak istemesi kadar acı bir şey daha var mıydı hayatta?

”Bir parmak şıklatmasıyla her işini halledebilen bir adam, hayatında ilk defa zavallıydı. ”

 Kısa bir süre sonra, annemi benim yanıma taşınması için ikna etmiştim. Hayattan hiç bir beklentisi olmayan insanlar grubuna giriyordum. Neredeyse gün boyu hiç konuşmuyor, bazen bir şeyler yiyip içmeyi bile unutuyordum. Asla öyle olmamıştı ama; annem, kendimi toparladığımı düşündüğü bir dönem, keskin bir karar alıp ellerimin arasına bir zarf sıkıştırdı.
Hakkında hiçbir fikrim yoktu; yüzüne o gün yerleştirdiği acıyla gözlerime bakana kadar…

Sessiz kaldık. Anlamış olsam da gecenin en acımasız olduğu saatleri bekledim. Kendime eziyet etmek için sabırsızlanıyordum.

Ne bir başlığım, ne bir giriş kabiliyetim var. Bilirsin.
Bunları okuduğunda, hayatında küçük de olsa birkaç değişikler olacağına inanaraktan, büyük bir mutlulukla dolduracağım bu boş sayfayı…

Ömrüm boyunca bende iş hayatına büyük önem verdim, çalıştım çalıştım çalıştım. Büyük başarılar elde ettim. Başkalarının yaşamak isteyeceği bir hayata ben çoktan sahip olmuştum.

Ancak bu egoist cümlelerim seni asla yanıltmasın. Bu hayatın içerisinde asla kaybolup gitmek istemedim. Her insan gibi ben de hatalar yaptım. Harikulade bir yaşam; sevdim, sevildim. Bazen tüm dengeleri unutup akışına bıraktım. Bir sınırlarım olduğu için değil, öyle olması gerektiği için. Patlama noktasına gelen duygularımı bastırmak için susmayı değil, her zaman çığlık atmayı tercih ettim.

Birkaç satırımda anlamış olman lazım ki, sana uzun uzun yazabileceğim bir şey yok gibi aslında. Bir baba oğlundan zaman zaman hatalar yapmasını istiyor. Biliyorum sana garip geliyor, gelmesin! Senden tam olarak ta bunu istiyorum. Lütfen, bir kaç saat sonra toprağa kavuşacakmışsın gibi hayatı içinden gelerek yaşa. Lütfen kendini değiştir, bir robot gibi hayatın seni yönetmesine asla izin verme. Madem bu kadar başarılısın bu kadarını da yapabilirsin değil mi?

Filmlere konu olacak bir mektup değil bu Sn. Ezeroğlu…
Ama senin bazı şeyleri gayet iyi anlayacağını biliyorum. Senin hayatını değiştirebilmek, benim için bir filme konu olabilmekten şüphesiz ki daha önemli. Kısa zamanda bir aile kur. Çocuklarını hızlı koşmamaları için uyardığında, hayatın plansız bir dönemine denk gelebilirsin. Eşini her zaman sev ve ona sağdık kal. Ukala olmayı hayatında bir kez dahi olsa istiyorsan, hayata karşı ol. Onunla dalga geç ve bazı şeyleri görmezden gel. Ara sıra borca girsende fena olmaz. Kendini hangi yönde geliştireceğin bu konuyu tahmin bile edemezsin.
Başkalarına mutlu görünebilmek için, kendi mutluluğundan vazgeçtiğin yaşlar olacak hayatında. Bunu asla yapma! Senden yakaladığın bütün başarıları bir kenara atıp, yeniden başlamanı istemiyorum.
Dedim ya… Beni bilirsin. Ne de olsa oğlumsun. Anlatamasam da beni anlayacağını biliyorum.

Burası biraz garip; tatile çıkmıştım ama. Hiç yabancılık çekmiyorum. Bir yanda acılarımı, bir yanda sevinçlerimi, başarılarımı, umursamamazlıklarımı, sizleri, dostlarımı… Bir anda büyük bir korkuyla yeşeren bu kalbimin yeri geldiğinde cesaret patlaması yaşadığını görüyorum. Burada herkes var.

Seninde yabancılık çekmemen dileğiyle…

 

Ender Ezeroğlu’dan Küçük Patrona…

Facebook Yorumları
Ender Ezeroğlu’dan Küçük Patrona
4.7 (93.33%) 6 Oy verildi.
, , ,

About Mehmet Ali HIRDAN

View all posts by Mehmet Ali HIRDAN →

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir