Ana Sayfa / Az Pişmiş / DEPRESYON GÜNLÜĞÜM

DEPRESYON GÜNLÜĞÜM

İyiydim. Uzanıyordum. Oysa memleketin başka bir karasal ikliminde yaşayan Ceylan Taş adlı bir hemcinsim “İyiyim, Oturuyorum” adlı bir kitap yazıyordu. Uzanırken sadece okuyabilen biri olarak onu da okudum 🙂 Nefisti! Nasıl desem, kitap, annemin, geçmişte benim isteksizce ördüğüm hoşaf gibi sarkık dantel sehpa örtümsülerini gördüğünde uğradığı hayal kırıklığını geçirmek ve bana kendimi daha da başarısız hissettirmek için gidip getirdiği, yaşıtım bir komşu kızının ördüğü kalıp gibi kolalı dantelleri gibiydi. Öyle bir ince işçilik ve mühendislik eseri. Gerçi bu defa uzandığım yerde bir başarısızlık hissi yerine ilginç bir gurur duygusuyla doldum. Bunu ona da söyledim. Peki ben uzanmaya ve okumaya devam mı edecektim? Oblomov, Gonçarov’un yarattığı tembel bir karakterden fazlası olarak benim bedenimde yaşamaya devam mı ediyordu? Acaba 82 Anayasası’nda Tembellik Hakkı diye bir hak var mıydı ya da depresyon? Valla bizim okulda yok. Sınıfa girip masaya oturup, okumak, sadece okumak istediğim zamanları maaştan düşseler?

Neyse, bugün için konuşuyorum, haddizatında  iyi olmak, iyi hissetmek de bir şeydi. Günlerdir, ördüğüm o pis sarkık danteller gibi hissediyordum. Üzerime benzin döküp, yakıp yok edebilirdiniz. Zaten neden vardım? Oğlum ve en yakın arkadaşım hastaydı, nedense bu hastalıklar ben fakirken adını bile duymadığım gayet zengin hastalıklarıydı, kabul edersiniz ki zengin hastalıkları da epey alengirli oluyordu. Hiçbir şeyi yoksa bile oğlum kendini zengin sanıyordu! Vicdan azabı termometreyle filan ölçülse benimki 43 çıkardı. Vicdan azabı ve endişeye hangi çorba iyi gelirdi?

Ben, her zamanki reçeteyi uyguladım. Meseleyi umutla yok saymak, yok olmayınca küçük görmek, biri durumu sorana kadar soğukkanlılığı korumak, sorarlarsa da ağlamak! Tedavimin ikinci kısmı bir müfettiş Rebus romanını, akşam yatarlarken çocuklara bir John David Andersen kitabını, Dan Brown’ın son şaheserini, aylık edebiyat dergilerinden birini okumakla geçti. Başka yaşamları okuyup kendi senaryomdan uzaklaşmak iyi geliyor. Zaten okumak için gücüm varsa bu iyiye işaret. Çünkü depresyonun dibinde yuvarlanırken Frankie and Grace izlemek için bile isteğim olmuyor. İzlemek diyorum, aç kendini!

Yine rehabilitasyonumun bir yerinde normalde yapamadığım, üşendiğim ya da başarısız olduğum bir şeyi başarmak da iyi geliyor. Ben de kalktım, akıtma döktüm! Ne yani, single çıkaracak halim yok ya? Ah bir görsen; bugüne kadar böyle bir akıtma akıtılmamıştır! Üşenmeden okul kantinindeki kantinci teyzeden (kadın benden küçük olabilir ama o benim için yine de kantinci teyze), bir İngilizce ve bir matematik öğretmeninden aldığım üç farklı tarifle müthiş bir füzyon yarattım. Yaradanın gücüne gidecek bir şey yok, akıtmadan bahsediyorum, hadron filan çarpıştırmadım! Eh ama ortaya çıkan akıtma dilci, sayısalcı ve proleter bir akıtma olduğu için eksantrik sayılır. Şöyle ki, dolaptan alıp koklayarak bozulmadığını tespit ettiğim süt, neydüğü belirsiz marka bir yaş maya ve tereyağı herkesin bulabileceği malzemeler değil allaiçin. Ortaya çıkan ürünü, bir edebiyat doçenti, iki adet ikinci sınıf ve bir adet üniversite öğrencisi, bir devlet memuru ve bir tarih öğretmeni üzerinde denedim. Sonuncusu ben oluyorum, yani olalı epey oldu. Ürünün fazla tüketilmesi durumunda-ki literatürde doz açımı olarak geçse de ben ona Allah gözünü doyursun diyorum- olası yan etki olarak karın bölgesinde yağlanma yapma haricinde başka bir yan etki görülmedi. Bizim görmememiz olmadığı anlamına gelmez. Laboratuvar mı burası? Ön etki olarak ağız sulanması, son etki olarak bi tane daha mı yesem de etkiler arasında sayılabilir. Bu tecrübeden de iyileşerek çıktım.

Tam da bu esnada takvimler herkes için duygu dolu bir günü işaret etti. Sadece öğretmenlerin değil, herkesin bir nevi kendi çocukluklarını andığı gün. Önceden öğrencileri bahçeden birkaç dal çiçek koparıp getirmeleri hususunda bilgilendirdiğim için içim rahattı. Nihayetinde bugünlerde kimse belli etmese de çok çiçek ya da hediye gelen öğretmen sevilen ve başarılı bir öğretmen addediliyor. Önceden hazırlık şart! Aslında sakın harçlığınızı saçma şeylere ziyan etmeyin dememle, alacaksanız bari tahta kalemi alın tüm maaşı buna gömüyorum demem çelişkili ifadeler sayılabilir. Her neyse masanın ucunda çiçeksiz filan büzülmeyelim diye okul yöneticilerimiz gerekli tedbirleri alıp bize çiçeğimsi sabunlar, sabunumsu çiçekler filan hediye etti Allah razı olsun. Depresyondan çıktıysam hep bunlar sayılsın. Şimdi bunlar işin reel kısımları. Depresyondayken romantik kısımları çok göremiyorum. Fazla problemli bir meslek oldu bizimki. Yani haybeden gün kutluyormuş gibi hissediyorum. Öğrenciler olmasa…

Az önce üzerinde akıtmayı denediğimi söylediklerim arasında bir üniversite öğrencisi vardı, dikkatli okur fark etmiştir. Hah o üniversite öğrencisi on yıl önceki sınıf öğretmenliğimin bir ürünüydü. Akşam saatlerinde onu evimin kapısına atan rüzgar beni de mutluluğun kıyılarına çıkardı. Geldi ve kendi duygu konservesinin içinden çıkardığı hatıraları anlatarak öz değerimi ve kaybetmeye yüz tutan misyonumu besledi. Yani benim onu akıtmayla beslemem ne ki? Şimdi burada bir parantez açmalıyım, umarım kapatabilirim. Yaptığım pek çok şeyi “yüce bir amaç” için yapmıyorum ben. Hayatı yaşama şeklim bu. İşimi kendi yorumumla yapmak sadece. Bunu yaparsam “vay arkadaş neler neler olur beee” gibi  bir durum değil. Ben olsam, öyle yaparım. Yaptığım şey, tam da o anda bir katmadeğer sağlıyor mu? Ya da bunu söylesem ona ilerisi için bir pencere açar mı, bu kadar! Ama yaptıktan yıllar sonra “hocam, böyle oldu” diyen biri kapını çalınca da Mohaç’tan çıkmış Kanuni gibi oluyorsun be kardeş 🙂 Kendimi övmem bittiyse, devam etmek istiyorum 🙂

Derken.. depresyonumun pencerelerinden güneş sızmaya başlıyor. Günlerdir hasta olan oğlum sanki turp gibi olacakmış, eşim ben söylemeden evi süpürecekmiş gibi bir umutlu olma hali damarlarımda hızla yayılıyor. Bi de uzandığım yerden kalkıp bunlardan feyz alacak birileri olur mu diye bilgisayarda yazarsam kesin Nirvana!

25 Kasım 2017-Cumartesi

DEPRESYON GÜNLÜĞÜM
5 (100%) 2 Oy verildi.

Yorumlar

yorumlar

Yazar : Filiz MANDACI

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir