Ana Sayfa / Hikayeler / Cüveled Dede-4

Cüveled Dede-4

Zakif emi daha önce böyle bir yaratık görmediğine emindi ama o kadar hızlı uçmuştu ki “acaba rüya mı gördüm” diye düşünerek kendinden de şüphe etmişti.

Ateşi boğup, atına atladı; karanlıkta Uçan yılanın gittiği doğrultuda köye doğru sürdü.

O sırada köye henüz varan furgunun getirdiği çocuklar; evlere bir ateş küllenmeden yeni ateşler yakarcasına, acı üstüne acı getirdi. Kadınlar feryat etti; üzerinde kanı kurumuş boyunları, ince kolları öpüp okşarken. Dördü de on-oniki yaşlarında birer erkek tomurcuğu halinde, dört solmuş ateş topu…

Erkekler, çocukları kadınların ellerinden zorla koparıp camiye götürdüler. Uyur gibi yan yana yatırıldı garipler.

Demir, kahvedeki ölümcül suskunluğu çözmek için konuşmaya başladı.

-Ali emi’nin anlattığı duruma çok benzer bir hikayemiz vardır…

Kafalar eğildiği yerden yavaşça konuşan demirci papaza yöneldi. Vladimir Rus’tu, Yüzyıllardır bu coğrafyada yaşayıp; her halkının -her komşusunun- her âdetini bilip, onlara kendi adetlerini öğretip yine de Rus kalmıştı nasılsa. Sözüne devam etti mükemmel Türkçesiyle.

-bir zamanlar bir hükümdar varmış, acımasız… Bu bölge halkları çok çekmiş ondan… Sonunda Türk Ermeni, Rus demeden birleşip sarayını yakmışlar bu beyin. Sonrasında ateşlerin içinden bir ejderha çıkmış… Derler ki bu ejderha aslında bu beydir. Ejderha haliyle de çok eziyet etmiş; meyveli ağaçları, üzüm yüklü bağları, tarlada ekinleri yakmış, ahırda hayvanı bineği, bahçede köpeği parçalamış… sen sertleştikçe daha da büyümüş bir canavar olarak… Geceleri canavar, gündüzleri kara bir köpek olarak dolanmış taa ki…

Gaz lambasının titreyen sarı ışığında merakla dinlendi hikaye; hikaye olarak dinlense de bağlantılı gerçekliğinin içinde soluk alınıp verildiği için bir ışık bulmak umuduyla…

Hikaye umutla bitip de insanlar kısa bir parantez de olsa ferah bir nefesle rahatlayınca; Cüvelet dede devam etti sözü Vladimir’den alıp…

-bizde de benzer bir hikaye vardır…

Cüvelet dede ise Ermeniydi… o çok bildiğin -ve kendinin zannettiğin- ezgilerin, halk oyunlarının, yemeklerin ve göz yaşlarının kaynattığı iki toplumun öbür yarısının üyesi… asıl adı Dikran. Bu geçkin yaşında bile hangi köyde kimin neye ihtiyacı olsa önce ona giderdi. Hele ki böyle karanlık işlerde… Çok sigaradan sadece hırıltıyla konuşurdu ama buna rağmen herkes fısıltısını bile anlardı. Adı gibi okla avlanırdı.

– Eski zamanlar, ömrünü kötülükle geçirmiş bir baba-oğul vardı… bir gün çok sevilen yiğit bir kişiyi ahaliye gözdağı vermek için yakınca, ahali de toplanıp bunların konağını -bunlar içindeyken- yakmış… yakmış yakmasına ama onlar yanmamış; dumandan boğulmuş. Alıp mezara koymuşlar, bir altı yedi ay sonra kötülükler başlamış. Papaz gelip mezarlıkta bulmuş, bunların mezarlarını açmışlar. Bakmışlar ki baba-oğul ilk günkü gibi taze yan yana yatıyorlar sanki de uyuyor gibi… gözleri ateş gibi, dişleri sivri ve tırnakları da bir karış uzamış. Birer çit kazığını göbeğinden çakmışlar yarısına kadar, kalplerini çıkarıp haşlamışlar ve sonunda kafalarını da kesip başka yere gömmüşler de ancak bitmiş eziyetler…

Cüvelet dedenin hırıltılı sesiyle canlandıkça hikaye, ifritler patlak gözleriyle kahvenin bahçesinin uzak köşelerinde oturanların enselerine üflemeye başlamış gibi herkes birbirine yaklaştı.

Solmaz da, Cüvelet dede anlattıktan sonra başından geçenleri en başından anlattı. İki kişinin dikkatini artıran bir hikaye halinde.

Bir rüzgar esti üstlerinden, bir daha… kimse garipsemedi.

Kahvenin önündeki açıklıktan bakınca, köyün içinden geçen yolun altında kalan çayırlıkta bir hareket olduğu hissediliyordu.

Zakif emi köy meydanına varıp da oturup konuşan insanları görünce sakinleşti. Gruba gördüklerini anlatıp sordu. Kimseden bir cevap gelmedi.

Vladimir;

-iki kardeş olmalı dedi. Muhip’le Cabir’e bakarak…

Cüvelet dede;

-biz mezarları açınca onlar da tuzağa çekmeli…

Vladimir ve Cüvelet dede, köyden üç-beş kişiyle eski Mezarlığa gittiler. Solmaz’ın tarifiyle koyunu bulduğu yere baktılar ancak açık olması gereken mezar açık değildi bilakis üstünde büyükçe bir taş vardı. Meşalelerin ateşinde Solmazın kafası karışsa da Cüvelet dede heybesinden çıkardığı ikonayı tekrar tekrar çevirdi. İkona hep bu kayayı gösterdi.

Kazma kürekle taşın çevresini açmaya çalıştıkça taşın gerçek büyüklüğü de ortaya çıkmış oldu; önceden iki metre çapında görünen taş için neredeyse dört metre çapında bir çukur açılmıştı ve hala da dibi bulunamamıştı.

Köyden beş-on kişi daha geldi onlar da kazma kürek çalışmaya başladılar.

Nihayetinde taş güç bela kaydırıldı -Allahtan eğimli bir arazideydi de aşağı doğru biraz itelemek yetmişti- mezar açıldı.

Meşaleler mezarın çevresinde toplandı, aman yarabbi… mezarın içinde yan yana yatırılmış iki erkek cesedi daha yeni gömülmüşçesine duruyordu. Mezardan çıkan koku açık havaya rağmen burun direğini kıracak şekilde herkesi sersemletmişti. Yanık elbiseleriyle alelacele gömülmüş iki ölünün birer el ve ayakları birbirine zincirlenmişti. Kazıkları çıkardılar, tam kalplerinin üstüne koydular. Gençlerden biri var gücüyle ilk darbeyi indirdiğinde köyün hemen önündeki çayırlıktan keskin bir haykırış yükseldi.

Canavar bütün hızıyla köye doğru ilerlemeye başladı, kafası ve kuyruğuyla ağaçları devire devire caminin oradan köye daldı. Bir tek insan kokusu alamıyordu (caminin içindeki ertesi günü bekleyen dağda dün ölmüş çocuklardı bunlar da.) yukarı doğru sıçrayıp havada bir tur atınca iki gencin eski kilise harabesine doğru koştuğunu gördü. Hızla yukarıdan akarak yakında bir yere kondu. Kendi kılığına girip harabenin ortasında yakaladığı bu gençlerin üstüne yürüdü. Bunu bekleyen köylüler koşarak kilisenin çevresini aldılar bir insan zinciriyle bağladılar içeriye eski ifriti…

Bu canavar eski hikayelerde bahsedilen büyücü “Gıli Ohan”’dı… oğluyla zincirlenip gömülmüş de olsa bir punduna getirip Solmazın da yardımıyla büyüyü bozup kapağı dışarı atabilmişti. Cabir’in karşısında dikilip iki eliyle boğazına doğru hamle yaptı. Kilisenin dışındaki son iki kişi de yan yana gelip bir halka gibi kiliseyi çevreleyince Ohan artık şekil değiştiremez hale geldi. Dışta kurulan zincir onun büyü yapmasını engellese de hala iki metre olan boyuna bir faydası yoktu.

Kendinden iki misli bir devin karşısında da olsa Cabir geri adım atmadı.

Bu sırada mezarlığın başındakiler ölünün kalbini sökmeye uğraşıyordu.

Belinin arkasından çıkardığı kamayı Ohan’ın kendine doğru uzattığı ellerine savurdu Cabir; Ohan’ın sağ elinin parmakları artık birbiri ile bağlantısı kalmamış gibi yerçekimine yenilip sallanmaya başladı.

Bu küçük çocuğun Ohan’a zarar verebilmesine inanamadı. Normalde dokununca felç olması gerekiyordu. Sağlam kalan sol eliyle Cabir’in boğazını yakaladı, sağ koluyla ensesini sıkıştırıp boğmaya başladı. Tam bu sırada araya bir sağ kol girip Ohan’ın boynunu sardı, Sırtından çekip yere yapıştırdı. Muhip’di bu. İki kardeşin arasında kalan Ohan ifadesinden zerrece kaybetmeyen Cabir’in bakışlarına bakakalmışken karnından giren bıçağı hissetti.

Sırt üstü yığılan Ohan’ın altında Kalan Muhip kemikleri kırılma pahasına bacaklarını devin beline sarmış sağ kolunu boğazında kilitlemişti.

Mezarlıktakiler artık tek başına kafalarını kestikleri bu iki mevtayı tekrar gömüyordular. Cüvelet dede ve Vladimir’de kilisenin içine koşturmuşlar zincirin içinde Muhip ve Cabir’in hemen yanında Ohan’ın debelenmesini izliyordular. Hala serbest kalan sol eliyle her iki kardeşi de paramparça etmiş de olsa bu aslan yürekli evlatlar bırakmamıştı kavgayı. Cabir sağ dirseğiyle sol koluna basarken sol elini Ohan’ın karnını kestiği yerden içeri daldırdı. Korkunç böğürtülerle çırpınan devi bu iki kardeşin nasıl tutabildiğine şaşırsalar da; Vladimir ve Cüvelet dede bükük bellerine rağmen yardım etmeye çalıştı. Cabir içeriden kalbini sıkıyordu. Yardıma gelip kola sarılan Demir emi bir yanda Muhip’in yanında devi efsunlayan Cüvelet dede öbür yanda bir adam yumağı halinde devi zaptettiler. Parmaklarını -devin koca kalbinin içine sokarcasına- sıkan Cabir devle birlikte bayın yığıldı. Çevreyi alanlar çemberi giderek daraltıp Ohan’ı içine alacak bir ateş çemberinde tuttular. Cabir ve Muhip yorgunluktan nefes alamaz halde devin üstünden söküldü. Cüvelet dede ve Demir’de…

Üst üste yığılan odunlar yandı sabaha kadar, omuz omuza vermiş insanlar şafak sökene kadar bırakmadılar ateşin çevresini…

Yazının 1. Bölümü

Yazının 2. Bölümü

Yazının 3. Bölümü

Cüveled Dede-4
5 (100%) 2 Oy verildi.

Yorumlar

yorumlar

Yazar : Alper AYGÜN

Bakmak isteyebilirsiniz!

G.D.O. ve G.Ö.T. (3. Bölüm)

Amerika’da bir yazılım şirketinin toplantı odasında Ulusal güvenlik konseyine verilen brifing çok tatsız bir şekilde ...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir