Aysel Git Başımdan…

Öğretmenlik, “selam ben öğretmen oldum, her şeyi biliyorum, hadi öğretelim” bir meslek değil.. Her çocuk yeni bir deneyim, her sorun yeni bir seviye demek bu meslekte.. Çocukların ve problemlerin sayısı arttıkça kazanılan deneyimin de doğru orantılı olarak arttığı bir iş bu.

Artık on beş yılımı doldurduğum bu işte ben mi çocukları çekip çevirdim, onlar mı beni ince ince bir elekten geçirdi? Ah, bilseniz o ince eleğin üstünde ne büyük hatalar, ne büyük pişmanlıklar kaldı! Tek duam birinin bile küçük bir çocuğun büyük bir travması olmaması..

            Mesleğimin keyifli senelerini geçirdiğim bir köy var: Azatlı Köyü. Gacalların ve Pomakların iki ayrı mahallede yaşadığı bu köyde şahane manzarası olan okulumuzdan gökyüzünü, uzak tarlaları, sobalarından duman tüten evlerin kırmızı çatılarını ve çocukları görüyoruz. Bize doğru gelen, bizden giden… Yakan toplarla çok çocuk haşladım beden eğitimi derslerinde, çok çetik aldım öğretmenler günümü kutlayan minik ellerden, okunmuş gazete kağıtlarına sarılmış ne çok sevgi aktı kalbime. Kış karpuzunu ilk bu köyde tattım, bayrak sallayarak “dikkat mayına basma” uyarılarıyla tezekli yollarda çok yürüdüm. Unutmak istediğim, gırtlağıma tıkanan tecrübesizliklerim dışında hiçbir kötü anım  yok o köyle ilgili hafızamda.. Bu yazıyı yazma nedenim tam da bu.

            2006 senesi. İlk okul birinci sınıfları aldım ilk defa. Verdiler aslında. El yazısına yeni geçilmiş, ses birleştirerek yeni sözcükler üreteceğimiz bu sınıfın ortasında bana bakan yedi çift gözle baş başa kaldım. Cahil cesaretim ve ben hiç korkmuyoruz. Kızlar bebeklerini, iki oğlan da oyuncaklarını getirdi ve başladık ilk sesten: “e e e e”. Ninni söylerken bağıran bir minik, baktım yazarken pek bir sus pus… Elini tutuyorum. Günlerce. Haftalarca. Biz sınıfça “Ela ile Lale’yi” el ele tutuştururken o daha e ve l harfini birleştiremiyor. Sabırsız ve bıkkınım. Niye olmuyor? Neden başaramıyor yazmayı bir türlü? Aaaa kızıyorum ama artık, hep elini tutamam ki senin! O da benim sabırsızlığımı ve beklentimi anladıkça içine çekiliyor, deftere garip şeyler yazıp çizmeye, bunları bazen bana gösterip bazen saklamaya başlıyor…

            Çirkin ördek yavrusu gibi dışlanıyor bu yavru. Bir süre sonra ben de kendi haline bırakıyorum. Çünkü çoktan “Talat alet al” dı, artık çok geç “el ele” tutuşmak için.. Bu küçük ördek yavrusu benim olamaz. O benim başarısızlığım, kifayetsizliğim, bilememem… Evet evet benim olamaz bu başarısızlık. Bana ait olmadığını, onun yetersiz olduğunu belgelemem gerek. Minik ellerinden tutup o belgeyi almaya gidiyorum.

            Adı Aysel. Ellerim tombik tombik şarkısını söylemeyi ve resim yapmayı çok sever. S seslerini peltek söyler. Onun için ona Ayssssel diye sesleniyoruz. Ben ve arkadaşları. Şaşkın ve sevimli bakıyor, bunun bir sevgi ifadesi mi alay mı olduğunu çıkarmaya çalışıyor yavrum. Benimki sevgi, bunu anlıyor. Babası sığırtmaç. Pek fakir bir ailesi ve bir sürü kardeşi var Aysel’in. Annesinde de köyde “abdal ya da safçana” diye ifade edilen bir çeşit zihinsel gerilik var.

            Rehberlik Araştırma Merkezi’ne giden pek garip bir üçlüyüz. Sarı civciv Aysel annesinin değil benim elimi tutmuş. Cıvıl cıvıl konuşup duruyor. Annesi, olmayan ön dişlerinin boşluklarını göstere göstere gülüyor, hamileyken merdivenlerden düştüğünü anlatırken.. Bu kadın Aysel ve kardeşleri bitlendiğinde de böyle gülecek. Elinden başka türlüsü gelmiyor. Oysa ben o küçük enseden saçlara tırmanan biti gördüğümde gülüşüm yüzümde donmuştu. Kendi fakirliğime ve bitli günlerime acı dolu bir yolculuk yapmıştım. Ertesi gün elimdeki bit şampuanlarını ona uzatırken de gülümseyecek bu kadın.

            Çok mutlu Edirne’ye geldiği için. Bu sık olan bir şey değil. Ben, utanmadan, bu çocukla ilgilenip buralara getirdiğim için gurur da duyuyorum. Biz annesiyle konuşurken Aysel içerde değişik oyunlar oynuyor rehberlik uzmanıyla. Belgeyi almaya az kaldı. Ve sonunda çıkıyorlar odadan. Uzman hanım, “aslında çok bariz bir öğrenme güçlüğü yok” diyor “belki hafif bir öğrenme güçlüğü olabilir”. Bu haberle tuttuğum nefesimi salıyorum; işte istediğim kanıt!

            Belge birkaç hafta içinde okula geliyor. Aysel halk oyunlarında, tahtada basit işlemlerde, resim ve müzik derslerinde mutlu. Herkes ritmik sayma yaparken bildiği yerlerde en yüksek sesle katılıyor saymaya. Ama Aysel, Ela ile Lale’yi el ele tutuşturamadı gitti. Ve arkadaşları ikinci sınıfa geçerken o birinci sınıfta kaldı. Çok mu acımasızdım? Değildim, dedim herkese. Asıl geçseydi ona haksızlık edecektim. Oysa ikinci bir şans veriyordum ona Ela ile Lale’yi el ele tutuşturabilsin diye. Değil mi? Ama içimde susmayan hain bir ses:

“Mükemmel sınıfında Aysel’i istemiyor musun?” diyordu. Dürüst olmam gerekirse istemiyordum. Ona baktıkça üzülmek de istemiyordum, daha fazla dışlandığını seyretmek de.. İşte şimdi itiraf vakti. Neyi yanlış yapmıştım? Ben Aysel’in dosyasındaki doğum tarihinden yaşını hesaplamamıştım! Arkadaşları yedili yaşlarını sürerken o henüz beş yaşında parmak kasları gelişmemiş bir sabiydi.. Ana sınıfında hep birlikte oldukları için onların çok yaş farkı olduğunu düşünmemiştim.! Beş yaşında, onun parmak kaslarını geliştirmek için resimler çizmesi gereken oyun çocukluğundan olmayacak işler beklemiştim…Umarım affeder bizleri..

            Bir sonraki yıl sınıfının iyileri arasına girdi Aysel. Ama teneffüslerde gözlerini benden kaçırdı hep. Eski sınıf arkadaşlarından da uzak durdu. Sınıfta kalmayı öğrendi Aysel. Birileri ona anlattı. Kötü bir şeydi bir yerde bırakılmak ve ben onu bırakıvermiştim. Aysssel dedim gülümseyerek okul açılınca, kırgın kırgın baktı, geçti. Aysssel derdim, hemen gülerdi oysa. Tahtayı silmeyi ne çok severdi..

            Yıllar sonra başka çocuklardan başka şeyler öğrendim ben. Yavaşlamayı öğrendim, acele etmemeyi. Herkesin öğrenebileceğini ama aynı hızda olmayabileceğini öğrendim. Spastik, Down sendromlu, hiperaktivite teşhisli öğrencilerim oldu. Teşhis hiçbir şeydi. Sabır her şey…

            Bir tek hatırlamamayı öğrenemedim, unutmayı. Şimdi altı yaşındaki küçük kızım birinci sınıfta ve masada onun elini tutarken hep Aysel geliyor aklıma.. Ah, Aysel, git başımdan!

Facebook Yorumları
Aysel Git Başımdan…
4.4 (87.5%) 8 Oy verildi.
, ,

About Filiz MANDACI

Fakir bir ailenin aristokrat kızı. Hasbelkader okudu. Yazmasaydı delirecekti...
View all posts by Filiz MANDACI →

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir