BİR DUYGUYU BULMAK

Kalbimin ağrımadığı ferah feza bir sabahtı, yaklaşık üç gün önce. Karşıdan karşıya geçerken yüksek sesle şebeklik yaptığım için kızım benden utandı ve kaldırıma vardığımızda beni hırsla itti. Bu itiş beni sarssa da yok sayıp yeniden yaklaştım, bir kez daha itti. Beklemediğiniz anda gelen darbelerin fiziksel acısından daha derin bir etkisi oluyor. Bir haksızlık, üzüntü, kızgınlık kokteyli. İçimde “ne yaptığını sanıyorsun sen” diye bağırmak isteyen kadını susturan daha olgun bir kadın var, onu bulmaktan mutluyum. Kızımın yanında bu acıklı ruh haliyle sessizce yürüyorum. Ona kendi duygusunu bulması için zaman tanıyorum. Verdiği tepkinin yanlışlığını ben söyleyince değil, ona hissettirdikleriyle bulacak. Bu davranışını kısa vadede değiştirmeyebilir ama beni o sahnede verdiğim tepkiyle hatırlayacak, bunu biliyorum.

Bir buçuk dakika içinde gözleri doluyor, küçük elini kolumun altına sokuyor. Ben karşıya bakmaya devam ediyorum, çünkü onun bu samimi pişmanlığı beni ağlatabilir. Onu affetmeyeceğimi düşündüğü ve ona olan sevgimi kaybettiği endişesiyle daha fazlasını vermek isteyerek kafasını göğsüme gömüyor, artık yürümüyoruz. Ellerini avucuma hapsedip öpüyorum, hiç konuşmadan sarılıyoruz.

Kendim için de böyle yapmam gereken günler yaşıyorum. Kendi duygumu duymaya çalışıyorum. Birilerinin beni manipüle etmesine izin vermeden. Üçüncü kişilerin benim ne hissetmem gerektiğiyle ilgili söylevlerinden uzakta, asla bir buçuk dakikada bulamadığım o duygu ben aradıkça saklanıyor. Üç gün önceki mutluluğum aklıma geldikçe içimde bunu kaybetmekten duyduğum kızgınlık genişliyor ve beni bundan mahrum eden dolaylı dolaysız herkese kızıyorum. Sonra kendime geliyor sıra. Sonra üzüntü yükseliyor, kalp ağrıtacak, yürümesem beni öldürecek cinsten. Sonra yine karşıya bakıyorum.

 Ve nihayet içimde kaynağını muhtemelen benim hamuruma kattıkları derin bir şefkat yükseliyor. Ben “kayıp destenin büyülü jokeriyim”. Çocukluk yapıp beni kötü hissettiren kişilere vurmuyorum bile ki pişman olayım.

Sadece kendime üzülmek için biraz alan açıyorum. Çünkü bahçemdeki kedilerden bir kediye benzetiyorum kendimi. Yaşlı, iri, sarı beyaz bir kedi bu. Lezzetli bir yiyecek verdiğimde çevresindeki üç farklı kediden dolayı ondan bir parçacık bile yiyemiyor bazen, çok üzülüyorum. Biri ona tıslayan haşin bir kedi, biri yavru olduğu için önünden almaya kıyamadığı bir yavru, diğeri mücadele etse de çabuk pes ettiği kurnaz bir kara kedi. Orada çaresiz ve aç gözlerle diğer kedilerin yediği lezzetli lokmalara bakarken o, benim onunla kurduğum özdeşlik, kendi kendime yaptığım bu ajitasyon gözlerimi dolduruyor. Tüm kedileri kovalamak, onu alıp bir güzel doyurmak istiyorum. Ama öyle istememeye alışmış ki, yeniden bir yemeğin sunulacağından bihaber diğerleriyle birlikte o da kaçıyor…

Duygumu buluyorum.

Facebook Yorumları
,

About Filiz'in Günlüğü

Fakir bir ailenin aristokrat kızı. Hasbelkader okudu. Yazmasaydı delirecekti...
View all posts by Filiz'in Günlüğü →

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir